Bekleme Ekranından Çık

Derneğimiz UTED (ilk adı: THY Uçak Teknisyenleri Cemiyeti), 5 Aralık 1968 tarihinde İstanbul Em. Md.lüğü Dernekler Masasının bir yıl süresince yaptığı incelemeler, değerlendirmeler sonrası onaylanarak resmen kurulmuştu. Kurucu Başkanımız İlhan Acar (rahmetli), ben de Kurucu Genel Sekreter olarak görevliydik. Derneğimiz resmen kurulduktan sonra, özellikle THY yöneticilerine, derneğimizi tanıtma gayreti içine girmiştik. Başkanımız yöneticilerle dernek adına konuşmaya gittiğinde, kendini “ben şu anda uçak elektrik teknisyeni İlhan Acar değilim, Uçak Teknisyenleri Derneğinin Başkanı İlhan Acar olarak buradayım, (üye sayımızı söyleyerek)… üyemizi temsilen buradayım, sizden ricam yapacağınız konuşmalarda karşınızda o sayıdaki üyemizi görerek konuşmanızdır, bana söyleyeceğiniz her söz tüm üyelerimize söylenmiş olarak kabul edilecek ve kendilerine duyurulacaktır” diye söze girerek önce derneğimizin üye ağırlığını ortaya koyardı. Bu ve benzeri diğer pervasızlıkları nedeniyle yaşıtları arasında İlhan Acar’ın adı “Deli Çocuk”a çıkmıştı ama çok da iyi yapıyordu. Uçak Teknisyenleri artık sütre gerisinden legal olarak ortaya çıkmıştı, hak ettiğimiz ilgi ve saygıyı sağlayacaktık.

 

1960’lı yılların ortalarında THY jetleşme projesine başlamış, uçak seçiminde Douglas tarafından üretimine başlanan tek koridorlu, kuyrukta 2 motorlu (P&WJT8D) ve “T” kuyruklu DC-9 uçaklarının -30 modelinden sipariş verilmişti. Bu tarihlerde McDonnel firması, Douglas’a ortak olduğundan şirketin adı da artık “McDonnel Douglas” olmuştu.<img data-cke-saved-src="../public/resimler/icerik/1547.jpg" src="../public/resimler/icerik/1547.jpg" alt=" width=" 600"="" height="291">

 

McDonnel Douglas, sipariş verdiğimiz DC-9-30 uçaklarımız henüz üretim aşamasında olduklarından, ABD Long Beach’deki eğitim merkezinde tip kursu görmüş teknisyen ve pilotların üzerinde çalışarak deneyim kazanmalarını sağlamak maksadıyla (kiralık olarak), bir adet DC-9-10 tipi bir uçak vermişti. Sipariş uçaklarımız filoya katılınca kiralık uçak geldiği yere, üreticiye dönecekti. 1967 yılında geçici olarak filoya katılan bu kiralık uçağın tescil adı TC-JAA, ticari adı da “TOPKAPI” idi. Özgün adı Topkapi olan 1964 ABD yapımı tüm dünyada çok seyredilen, Topkapı Sarayının Hazine Dairesinden elmas taşlı hançerin çalınmasını anlatan bir macera filmi, bu jet uçağımıza ticari ad olarak verilmişti. Jetleşme aşamasında ilk uçağın tescil adı TC’den sonra gelen ve Jetleşme manasında olan “J” harfi THY’nın tüm filosunda halen kullanılmaktadır. Bizim siparişlerimiz -30 tipi, kiralık olan ise, -10 tipi olarak, biraz kısa boyluydu, kanat üzerine açılan emergency pencereleri sol ve sağda birer adetti. Boyunun biraz kısalığı dışında tüm sistemleri -30 modelinin aynısıydı. Uçağın tip kursunu görmüş bulunan teknisyen arkadaşlarımız, yolculu uçuşlar yapan TC-JAA uçağının arızalarını giderdikleri gibi, periyodik bakımlarını da yapıyorlar, biz gençler de ağabeylerimize yardım edip THY’nın ilk jet uçağını ve sistemlerini tanımaya çalışıyorduk. Kiralık olarak THY’na 6 yıl hizmet veren Topkapı uçağı THY Teknik olarak hepimizin kalbinde güzel bir yer edinmiştir. TC-JAA Topkapı uçağının aşağıda anlatacağım, Uçak Teknisyenlerinin infialine (tepki göstermesine) neden olan sevimsiz bir olaya da sahne olmuştur.

 

Pilotun kokpitte UTED üyesi uçak teknisyene tokat atması

1969 yılında bir gün gündüz saatlerinde Avrupa uçuşundan İstanbul’a dönmekte olan TC-JAA uçağının pilotu yaklaşmada VHF’den tekniğe seslenerek bir radyocunun (elektronik teknisyenlerine o tarihlerde verilen ad) iniş sonrası uçağa gelmesini talep etti. DC-9 uçağının elektronik kursunu görmüş olan Ergül Ataman abimiz uçak başına gitmek ve arızaya müdahale etmekle görevlendirilmiş, iniş zamanı uçağın park edeceği pozisyonda hazır bekliyordu. TC-JAA gelip parketti, uçağın ön ve arkasındaki kendine ait merdivenlerden yolcusu indikten sonra, Ergül Ataman kokpite girip kaptana kendini tanıtarak arızayı soruyor. Kaptan sinirli bir tonla, “biz seni kokpitte bekliyoruz, sen aşağıda duruyorsun, neden buraya yanımıza gelmiyorsun?” diye soruyor. Ergül de “merdivenler dar, doğrusu inen yolcuları göğüsleyip yukarı çıkmayı düşünmedim, mecburen yolcuların inmelerini bekledim” diye cevaplıyor ama bu gereksiz sorgulama az sonra olacakların sinyalini veriyor. Kaptan aynı sinirli ve emredici tonda “şu VHF yola çıktığmızdan beri cayır-cayır cayırdayıp durdu, ne yaptıksa gürültüyü kesemedik, bak şuna” diyor.

 

Ergül “gürültü yapan VHF hangisi ise onu bir açar mısınız” diyor. Kaptan 1 nolu VHF’i açınca gerçekten hopörlerden kokpite yüksek volümde anormal bir gürültü doluyor. Ergül açılan VHF’in Audio Control Paneline dikkatli bakınca minicik 5-6mm boyunda olan “SEQUELCH“ sivicinin (bir toplu iğnenin yarısı kadar) ON olduğunu görüyor ve “kaptan, SEQUELCH sivici ON yapmışınız, bakın OFF’a alıyorum” deyip sivici OFF’a alınca gürültü anında kesiliyor. Kaptan kızgın, yüzü kızarmış, kime söylediği belli olmadan bir küfür ediyor. Ergül abi küfürün kendisine edildiğini varsayıp “kaptan lütfen küfretmeyin” der demez kaptan oturduğu yerden Ergül arkadaşımızın suratına bir tokat patlatıyor. Ergül tokatı yiyince o anda şoka uğruyor, tokata tokatla veya elindeki tornavida ile karşılık vermeyi düşünüyor ama soğukkanlı davranmayı seçerek kendine hakim olup kokpitte sağ koltukta oturan FO’e hitaben “bakın kokpitte 3 kişiyiz, siz tüm konuşmaların ve atılan tokadın görgü şahidisiniz, kaptanı mahkemeye vereceğim, sizi de şahit olarak yazacağım” deyip uçaktan ayrılıyor.

 

Ergül abi hangara döner dönmez, aynı postada çalıştığımız için, beni ve başkanı elektronik atölyesine çağırıp başına gelen bu çirkin olayı anlattı. Hepimiz çok kızdık ve üzüldük, bir şeyler yapmak zorundaydık. Ergül’den derneğimize hitaben olayı detayları ile anlatan bir şikâyet dilekçesi yazıp imzalamasını istedik. Ergül dilekçeyi yazıp bana verdi, derneğin evrak kayıt defterine girişini yaptım. Acilen tek gündem maddeli Yönetim Kurulu Toplantısı yapıp konuyu konuştuk, üyemiz Ergül Ataman’a hakaret edip bir de tokat atan bu küstah adama cezasını hukuk içinde vermek için avukat tutmaya, tüm mahkeme ve avukatlık ücretini dernek olarak ödemeye, açılacak davalar sonlanıncaya kadar da takipçisi olmaya karar verdik.

 

Ergül abi bir avukat buldu, bulduğu avukatla dernek olarak biz de konuştuk ve onayladık. Avukatı Ergül’ün noterde hazırlattığı vekâleti alınca dilekçe ile mahkemeye başvurup küfür edip tokat atan pilotun cezalandırılması ve tazminata mahkum edilmesi isteğinde bulundu. UTED olarak biz ve üyemiz, Bay Pilotu şirkete (uçuş işletmeye) şikâyet etmedik, avukatımız davayı %100 kazanacağımızı söylediği için, mahkeme kararı sonrasında şirketin alacağı pozisyona göre, mahkeme ilâmıyla genel müdüre kadar gitmeye karar vermiştik.

 

Açılan davanın ilk duruşmaya davet mektubu ev adresine gelinceye kadar, Ergül’e tokat atan Bay Pilottan hiç ses çıkmadı. Ne zaman ki mahkeme celp kağıdı evine geldi, Bay Pilot hangardaki sevip saydığımız büyüklerimizi araya sokup mahkemeden vazgeçmemizi istemeye başladı. Önce teknik müdürümüz Nezihi Ünsal’dan sonra atölye müdüründen “yapmayın, etmeyin, ayıp oluyor, o da, siz de THY çalışanısınız, dava dilekçesini mahkemeden geriye çekin, biz şirketin ceza vermesini sağlayacağız” rica ve hâttâ, emirler gelmeye başladı. Ergül; “tokatı ben yedim size ne oluyor?” diyerek geri adım atmadı, dernek olarak biz de geri adım atmamaya kararlıydık. Bay Pilot 2. Celp’e (davet) rağmen duruşmaya gitmeyince hakim gelecek 3.duruşmaya “mevcutlu olarak” getirilmesine karar vermişti. Mevcutlu olarak deyiminin hukuk dilinde “kelepçeli veya kelepçesiz polis zoruyla” demek olduğunu o zaman öğrenmiştik. UTED olarak haklı davasında sonuna kadar üyemizin arkasında duracak, bu şımarık, her yaptığını haklı, kendini amir, yerde çalışan herkesi verdiği emri mutlak yerine getiren bir memur gibi gören pilot hegemonya ve zihniyetini mutlaka çökertecektik.

 

THY’nın özellikle ordudan gelen pilotları kendilerini hâlâ subay, şirketin diğer tüm çalışanlarını erbaş veya astsubay olarak görmeye devam ediyorlar, asker uniformalarını sırtlarından bir türlü çıkaramıyorlardı. Ama artık açılan ceza ve tazminat davası sonunda el mi yaman, teknisyenler mi yaman göreceklerdi.

 

Bay Pilot mühendis kökenli yöneticilerimizden umduğunu bulmayınca bu defa, teknisyen kökenli yönetici ağabeylerimizi araya sokmaya başladı. Üçüncü duruşmaya mevcutlu olarak da gitmezse, (duruşma tarihinde yıllık iznini alıp yurt dışına gitmeye niyetlendiğini öğrenmiştik) hakimin tutuklanmasına karar vereceğini öğrenmiş. Olayın olduğu an kokpitteki üçüncü kişi olan FO de “mahkemede ben gördüğümü anlatırım” deyince, Bay Pilotu mahkûm olma korkusu iyice sarmıştı.

 

Bay Pilot en sonunda Uçak Atölyesi Şefimiz, üyemiz, ama hepimizin çok sevip saydığı büyüğümüz Mustafa Özkeçecigil abimizi aracı olarak devreye soktu. Mustafa Abi kurucular listesinde adı olmamasına rağmen Hava-İş sendikasının kuruluşunda önderlik yapmıştır. Teknisyen dinlenme odasında, Ergül Ataman ve diğer üye uçak teknisyeni arkadaşlarımızın da bulunduğu bir ortamda, Mustafa abiyle konuyu etraflıca konuştuk. Mustafa abi, Bay Pilotun gerçekte iyi bir adam olduğunu, VHF’in yol boyunca yaptığı gürültü nedeniyle sinirli olduğunu, bu şartlar altında o asla tasvip edilmeyen çirkin olayın gerçekleştiğini, adamın özür dilemeye hazır olduğunu söyledi. Biz de, pilot yaptığından pişman olsaydı, eline mahkeme celp yazısı gelmeden önce doğrudan veya gene sizler vasıtasıyla özür dilemesi gerektiğini, şimdi işlerin ciddileşip zora gittiğini görünce ve hele polis zoruyla mevcutlu olarak duruşmaya getirilme kararı sonrasında ağlayıp sızlamaya, özür dileyeceğim, barışalım demeye başladığını, adaletin kestiği parmağın acımayacağını söyledik. Görevi başındaki üyemize tokat atan şimdi adalet karşısında hesabını vermeliydi. Konuşma bir saat kadar sürdü. Ergül, dayanamayıp “Mustafa Abi, sen burada hepimizin abisisin, seni bu hangarda sevmeyen, saymayan kimse yok, bu terbiyesiz, cüretkâr adamın mahkemede mahkûm olmasını, hatta hapis yatmasını, tazminat ödemesini istedik ve bunda hep ısrarlı olduk, çünkü bu tokat sadece bana değil, tüm uçak teknisyenlerine ki, bunların içinde siz de varsınız, atılmış olduğunu” söyledi. Ben de; “dernek olarak bunu tüm üyelerimiz adına onur ve şeref meselesi yaptık, arkadaşımıza avukat tuttuk, tüm avukat ve mahkeme masraflarını da dernek olarak ödüyoruz ve ödemeye devam edeceğiz” diye devam ettim. Konuşmalardan hepimiz çok rahatsız olmuştuk çünkü, bir kötü adamın yüzünden en sayıp sevdiğimiz üyemiz yöneticimize dikleniyorduk. Bu gidişatı gören Ergül arkadaşımız Mustafa abiye hitaben “derneğimizin bildireceği şartlar yerine getirilirse ve Bay Pilot bizzat buraya gelip özür dilerse, dava dilekçesini geriye alabileceğini” söyledi. Hemen orada hep beraber şartlarımızı belirledik:

 

  • Bay Pilot buraya teknisyenler odasına bizzat gelecek,
  • Yaptığının çok çirkin, kabul edilemez bir davranış olduğunu ve pişman olduğunu söyleyerek Ergül Ataman’dan, teknisyenlerin huzurunda, özür dileyecek,
  • Tuttuğumuz avukatın, noter ve mahkemenin tüm masraflarını kendi cebinden ödeyecek.
  • Ancak bu şartlar yerine geldikten sonra, dava dilekçesini avukatımız marifetiyle mahkemeden geriye çekip, davamızdan vaz geçeceğiz.

 

Bay Pilot bunları kabul ediyorsa gelsin özür dilesin dedik. Mustafa abi bu sonuçtan memnun olarak bizlere teşekkü edip odadan ayrıldı. Mevcutlu duruşma tarihi gelmeden önce belli bir gün ve saat için randevulaştık, dernek yöneticileri, Ergül Ataman, Mustafa abi ve o gün çalışan teknisyenler teknisyen odasında toplandık. Kısa bir süre sonra Mustafa abi, yanında Bay Pilot, teknisyen odasına geldiler. Odamız kapının dışına kadar UTED Yönetimi ve üyelerimizle doluydu. Herkes susmuş dikkatle yapılacak konuşmalara odaklanmıştı. Bay Pilotun elinde şartlarımızda olmayan bir de baklava kutusu vardı. Merhaba, hoş geldin faslından sonra Mustafa abi konuyu açıp sözü Bay Pilota bıraktı. Bay Pilot, uçuşun stresi ve uçuş süresince VHF gürültüsü nedeniyle çok asabi olduğunu, Ergül Ataman’a karşı yaptığının çok yanlış, çirkin bir davranış ve pişman olduğunu söyleyip Ergül’den özür dileyip elini uzattı. Teknisyen arkadaşlarımız yüksek sesle ve koro halinde “sadece Ergül Ataman’dan özür dilemek yetmez, atılan tokat hepimize atılmıştır, tüm uçak teknisyenlerinden özür dilemen gerekir“ diye bastırınca Bay Pilot “Ergül Ataman’dan ve tüm teknisyenlerden de özür diliyorum“ dedi. İşte, birlik olmanın güzel bir örneği. Bay Pilot ile Ergül abi tokalaşıp öpüştüler. Arkadan Mustafa abi, bundan sonra benzer olayların olmaması temennisiyle, Bay Pilotun getirdiği baklava kutusunu açtı, önce Ergül’e sonra Bay Pilota ikram etti ve bu sevimsiz olay böylece UTED’in başarı tarihine yazılmış oldu.

 

Bu olayda görüldüğü gibi, üyesinin arkasında durduğunu, birlik ve beraberliğini açık bir şekilde hissettirdikçe, derneğimiz UTED gerçekten güçlüdür ve gerektiği zaman ve zeminde bu gücünü göstermekten korkmamalıdır. Unutulmasın ki, üye varsa dernek vardır, üye yoksa dernek de yoktur. Dernek yoksa, üye zaten yoktur. İyi ki, UTED’i kurmuş ve yaşatmışız. Tüm üyeler UTED’in arkasında, UTED’in de üyelerinin önünde duvar gibi durması gerekir.

 

Bu anı yazımda adını yazdıklarımın tümü (İlhan Acar, Mustafa Özkeçecigil, Ergül Ataman, Nezihi Ünsal) bu dünyadan ayrıldılar, hepsine Allah’tan rahmet diliyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum. Üzerinden 50 yıla yakın geçmiş, kapanıp kurumuş bir yara yüzünden yaşlanmış bir insanı rencide etmemek için adını yazmadığım (bende saklı) Bay Pilot, Haziran 2016 itibariyle öğrendiğime göre, halen yaşıyor ama gözleri görmüyormuş, kendisine sağlıklar diliyorum.

 

ANI

Bay Pilot ile Ergül abi tokalaşıp öpüştüler. Arkadan Mustafa abi, bundan sonra benzer olayların olmaması temennisiyle, Bay Pilotun getirdiği baklava kutusunu açtı, önce Ergül’e sonra Bay Pilota ikram etti ve bu sevimsiz olay böylece UTED’in başarı tarihine yazılmış oldu.

1968 © Uçak Teknisyenleri Derneği