İki yıla yakın zamandır UTED Dergi okurlarımı havacılık olay ve anılarımla sıkmış olabilirim. Ramazan bayramı arifesinde sizlere bayram şekeri olarak 50-60’lı yıllardan örnekler ve resimler vermeye çalışayım dedim. Aşağıdaki cümleler bana ait değil, internette rastladım, yazarının adını bulamadım, bazı küçük düzeltmeler ve eklemeler yaptım, uygun resimlerle süslemeye çalıştım. Yaşı 60’ın üzerinde olanlara nostaji, küçüklere ise geçmişte yaşadıklarımızdan küçük örnekler.

 

Buyurun bayram şekerleriniz.

 -Çocuklar doğduğunda telefon başvurusu yapılırdı. (Çünkü,telefon sırası en erken 8-10 yılda ancak gelirdi.)

- Evlerimizdeki telefonun ve radyonun üzerine dantel örtü konurdu.

 

- “Radyo Altlığı” diye bir mobilya vardı.

 

- Gazocağı ve tel dolabımız vardı. Annem, gazocağını tıkanan memesini, ucunda kılcal tel olan “Gazocağı İğnesi” denilen bir aletle açmaya çalışırken habire söylenirdi

 

 

 

 

- Banyoda tuhaf bir soba (Banyo Kazanı) vardı ve tuhaf bir yakacakla (gaz yağı) hem banyo ve hem de yıkanacağımız su ısıtılırdı. Daha önceleri de odunla ısıtılırdı.

 

- Banyomuz kurnalıydı, hamam tasımız, kesemiz ve sabun lifimiz vardı.

 

- Plastik terlikler çıkmadan önce tuvalet ve banyolarda takunya (nalın) bulunur, ve herkesin ayağına olması için en büyük numara seçilirdi.

 

- Okullarımızın kapısında ayva, simit, şam tatlısı, macun şeker, susamlı şeker, pamuk helva, kestane satılırdı. 5 kuruşa yarım dilim şam tatlısı veya bir simit alırdık.

 

- İlkokulda öğrencilere ABD yardımı süt tozu, peynir ve balıkyağı hapları dağıtılırdı.

 

 

- Beyaz patiskadan evde dikilme beli lastikli külotlarımız vardı. Artık yünlerden örülen fanilaların koltuk altlarına, nazardan korunmamız için çengelli iğne ile muska takarlardı.

 

- Okul açılacağı zaman Sümerbank (Yerli Mallar Pazarı) mağazasından ayakkabıları alınır, çok sevdiğim model için de bayramı beklememiz söylenirdi.

 

- Bayramlık kıyafetlerimiz ve yeni ayakkabılarımız başucumuzda dururdu. Bazılarımız koynuna alır, yatardı.

 

- Uyduruk, elde yapma tahta oyuncaklarımız vardı. Hatırlı bir kişiden çok güzel bir oyuncak araba veya bebek geldiği zaman, bozulmaması için kaldırılır, bize verilemezdi. Biz ona, o bize bakardık.

 

- Uçurtmalarımızı kendimiz yapar, trafiksiz sokalarda çember çevirirdik.

 

- Kızlar İlkokulda saçlarına sepet kadar kurdele takardı. Ne kadar kabarık ve büyük olursa o kadar makbuldü.

 

- Babalarımızın gömlek yakaları, bizim beyaz okul yakalarımız pazar akşamları ütülenip kolalanır, Pazartesi sabahına hazır olurlardı.

 

 

- Hazır gömlek bulunmaz, terziye gömlek ısmarlanırken aynı kumaştan yedek yaka ve manşet diktirilir, eskiyince annelerimiz onları bu yedekleriyle değiştirirdi.

 

- Genellikle herkes pazar günleri yıkanırdı. Banyo kazanı merasimle yanar, çamaşır değiştirilirdi.

 

- Ecnebi filmlere aydın aileler, Türk filmlerine de fakirler ve eğitimsizler giderdi. Akşam 18.00 seansı tercih edilirdi.

 

- Haftanın filmleri, sokak sokak dolaşan arabalardan huniye benzer megafonla bağırarak duyurulur, reklamı yapılırdı.

 

- Sokaklardan, yoğurtçu, yorgancı, kalaycı, dondurmacı, eskici, bileyci, sütçü, zerzavatçı, yağcı, hatta sülükçü(!!) geçerdi.

 

- 25 kuruşa yarım saat için bisiklet kiralar, “şans-kader-kısmet-talih-niyet 5 kuruuuş” diye bağıran ve yuvarlak delikleri kazıtarak ilkel piyango çektirenleri peşine Fareli Köyün Kavalcısı gibi takılırdık.

 

- Herkesin en güzel ve en büyük odası misafir odası olarak ayrılır, kapısı kapatılırdı. Sonra da tüm aile küçük bir odaya tıkılınır, hayat orada geçirilirdi.

 

- Radyo en kıymetli eğlencemizdi. Orhan Boran ve Yuki kaçırılmazdı. Uğurlugil ailesindeki Arap Bacı"ya herkes hayrandı.

 

- Radyo tiyatrosu ve “arkası yarın”lar sayesinde tüm klasikler ezberimize girmişti. Haluk Kurdoğlu, Semih Sergen ve Işık Yenersu"nun sesine aşıktık. Genellikle Kerim Afşar esas oğlan, Tomris Oğuzalp esas kız, efektör Korkmaz Çakar olurdu.

 

- Türk Sanat Müziğini kentliler, Türk Halk Müziğini de köylüler dinlerdi.

 

- İlkokulda 1. sınıfta okumayı sökenin siyah önlüğünün göğsüne kurdele takılırdı. Herkese kurdelemizi göstereceğiz diye göğsümüz ilerde yürürdük

 

- Aşı olunacağı zaman tek iğne ile koca sınıf aşılanıp bitirilirdi. Aids ve benzerleri henüz çıkmamıştı.

 

- İsveçli sarışın güzeller güzeli May Britt ile çirkinler kralı zenci Sammy Davis Jr. evlendiğinde, nasıl olur diye, yer yerinden oynamıştı.

 

- Okulda, Kürt, Türk, Ermeni, Yahudi, köylü, şehirli bilmezdik. Kimse kimseye böyle garip soru sormaz, merak dahi edilmezdi.

 

- Herhangi bir sebeple götürülen hediye paketini açmak, geleneklerimize aykırıydı, ayıptı. Misafir gidince ilk iş onu açmak olurdu.

 

- Misafirlikte ne kadar aç olursanız olun, ikram tabağındakileri bitirmek de ayıptı. Görgülüler bir lokma mutlaka bırakır, görgüsüzler hepsini yerdi.

 

- Dondurma Mayıs sonunda çıkar, annemiz Temmuza kadar izin vermezdi.

 

- Sokakta oynarken en sevdiğimiz yiyecek, bir dilim taze ekmeğin üzerine Vita veya Sana yağı ve toz şekerdi.

 

- Kaçık nylon kadın çorapları, çektirilmek için tuhafiyeciye götürülür, ertesi günü alınırdı.

 

 

- Külotlu çoraptan önce genç kadınlar jartiyer kullanır, yaşlılar baldırlarına lastik takardı.

 

- 60’lı yıllarda evlenen her genç kızın çeyizinde mutlaka 1 adet Baby Doll bulunurdu.

 

- Fotoğraflarda gülmek laubalilikti. Pek çok kişinin düğün resimleri cenaze törenlerini andırırdı. Ağır, vakur ve ciddi olmak önemliydi.

 

- Anneler, vapurda, trende, otobüste rahatlıkla bebek emzirirlerdi, kimse de dönüp bakmazdı.

 

- Yazlık Sinemalara battaniye ve tahta sandalyelerin üzerine koymak için minderlerle gidilir, çekirdek çitlenirdi. Arada frigo buz satılırdı. Pahalı olduğu için babam almazdı.

 

- Çarşıda, pazarda anne ve babamızdan bir şey istemek ayıptı. Ancak sorulursa yanıtlardık. Canımız istediği halde çoğunlukla tasarrufa katkıda bulunmak adına “istemem” derdik.

 

- Her gencin en kıymetli eşyası Alman malı Dual marka pikaptı. Plak almak için harçlık biriktirirdik.

 

- Defter-kitap kaplama kağıtları ya kırmızı ya da mavi olur, üzerlerine ismimizi yazdığımız etiket yapıştırılırdı.

 

- Okunmuş gazete kağıtlarından kese kağıdı yapar, undan yapılmış tutkalla yapıştırır, Pazar esnafına kilo hesabıyla satardık.

 

- “Bir maniniz yoksa annemler bu akşam size gelecek” bir teklif değil, bir kararın iletilmesi gibiydi. Bu soruya “hayır” demek adetlerimize göre ayıptı. Önemli bir program varsa (bilet, başka ziyaret vs) derhal iptal edilir, aile misafiri karşılamak için telaş yumağına dönerdi.

 

- Paslı peynir tenekesindeki ev çöpleri belediyenin atlı çöp arabaları ile toplanırdı. Delinmiş çöp tenekeleri çöpçüler tarafından çöp arabasına atılır, annelerimiz “tenekemi niye attın” diye çöpçülerle ağız dalaşı yaparlardı.

 

- Sokaklar Arnavut kaldırımı, caddeler granit paket taşındandı

 

- Evlerde musluk suyu bulunmaz, ya mahalle çeşmesinden taşınır veya sakalara başvurulurdu. Sakanın getirdiği su her evde bulunan küplere konur, oradan maşrapa ile alınarak kullanılırdı.

Ve daha neler… ama bu günlük bu kadar yeter.

1968 © Uçak Teknisyenleri Derneği