İnsanoğlu var oluşundan bu yana bir şeylere girişmektedir! Yani girişimcilik insanlık tarihi kadar eskidir. Sözcük anlamı bir işe başlamayı, eyleme atılmayı içermektedir.

Anlamın içinde risk kavramı gizlidir. Tıpkı en eski yıllarından beri yapıla gelen avcılık, hayvancılık, çiftçilik ve giderek ortaya çıkan ticaret faaliyetlerini girişimcilik olarak değerlendirebiliriz. Belki de Atalarımız bizlerden daha fazla girişimciydiler! Aslında ilk çağlardaki girişim kapsamı bugün için de geçerli… Yaşamak ve hayatta kalmak, risk almak, merak etmek, yenilikler yapmak, çabalamak, çok çalışmak, kazanmak…

Dünyadaki gelişmelere baktığımızda: İnsanların doğadan beklentilerinin çok fazla olduğunu görüyoruz. Ama dünyanın batısında yaşayanlarla ile doğusunda yaşayanların doğadan beklentileri arasında farklar var. Bir genelleme yaptığımızda, batı insanının doğaya karşı daha acımasız, doğu insanının ise daha saygılı olduğunu görüyoruz…

Keşifler, icatlar, bilim, felsefe, ticaret, üretim, örgütlenme batıda daha hızlı gelişiyor. Genele baktığımızda batılı daha girişimci. Çünkü farklı, saldırgan ve girişken bir çalışma anlayışı var. Çıkarlarını daha iyi koruyup kolladığını söylemek de mümkün. Nitekim burjuvazinin batıda ortaya çıkması da bunun bir kanıtı. Kentlerde oluşan dinamikler, ticaretle güçlenip, zenginleşiyor.

Siyasi ve sosyal yapı nitelik değiştiriyor. İnsan gücünün egemenliği sanayi ile kırılıyor. Bir yandan yeni sivil pazarlar kurulurken diğer taraftan ordular gelişiyor, güçleniyor. Bir başka yandan da teknokrat ve bürokrat egemenliği ortaya çıkıyor. Devletlerarası ilişkiler farklı boyutlara taşınıyor. Ve üretim, ihracat, hammadde, pazar konuları gündeme geliyor. Artık bu döngü doğu batı dinlemeksizin tüm dünyaya yayılıyor. Öncü ülkeler diğer ülkelerin, öncü şirketler diğer şirketlerin yeniden yapılanmalarına yol açıyor. Ekonomileri girişimcilikten uzak olanlar rekabette güçsüz kalıyorlar.

Biz de yakın geçmişimize Osmanlı’ya baktığımızda; Osmanlı esnafının batıdan çok farklı olduğunu görüyoruz. Osmanlı’da ticarete loncalar hâkimdi. Kimin dükkân açacağına, kimin neyi ne kadar üreteceğine loncalar karar veriyordu. Fazla üretim yapmak isteyen dışlanıyordu. İhracat ise çok düşüktü. Sanayi el üretimine dayanıyordu. Devlet memurluğu gözde, ticaret ise yadırganıyordu. Ticaret neredeyse azınlıkların tekelinde idi. 19.yüzyıl atak yılları oldu ama başarı getirmedi. Batılı ülkeler kaynakları ele geçiriyordu. Geç kalınmıştı. Özetle ülkemiz böyle başladı girişmeye! Oysa girişim yoksulluktan kurtulmanın temel yollarından biriydi. Özünde istihdam olan bir faaliyetler diziniydi. Gelelim bireylere… Kişilere dönük durumu irdelediğimizde nelerle karşılaşıyoruz?

Girişimcilik Ruhu

Girişimcilik anadan doğma mı, sonradan olma mı bir özelliktir? Biz girişimciliğin önemli bir kısmının sonradan eğitim ve çevre koşullarıyla kazanılabileceğini savunuyoruz. Nasıl ki her insanın vücut yapısı her spora uygun değilse, sesi şarkı söylemeye uygun değilse her insan her türlü “girişim”i yapamayabilir. Kişinin fiziki, psikolojik, kültürel ve sosyal özellikleri, nerede atak nerede durgun davranması gerektiğini belirler. Koşullar da önemlidir.

Başkasını geçindirme sorunu bulunmayan, genç ve iyi eğitilmiş biri ile ailesine bakmak zorunda, orta yaşlı ve ortalama eğitimi olan bir kişinin yaklaşımları birbirinden tamamen farklı olabilir. Kişileri birbirlerinden ayıran özellikler kişinin girişimcilik yapısını etkiler. Öte yandan bireylerin iş sahibi olması toplumsal refahı artırır.



Kimdir bu girişimci ruha sahip olanlar, genelde nasıl düşünürler? Girişimciler:

Ekonomik ortamdan yararlanan
Belirsizliklere katlanan
Yenilik ve teknolojiye uyum sağlayan
Araştıran ve geliştiren kişilerdir.


Biraz da talih kuşu ile dost insanlardır! En önemli özellikleri de risk taşımaları, mücadeleden yılmayan hatta hoşlanan tipler olmalarıdır.


Halk dilinde girişimci; işini bilen, becerikli, fırsatçı, uyanık, patron gibi sözcüklerle anılmaktadır! Çocukluktan itibaren bunları duyarak yetiştiriliriz. Ailedeki korumacılık ve eğitim kalıpları risk alabilme özelliklerimizi törpüler, yok eder. Çoğumuzda belki de doğuştan var olan, atalarımızın genetik kodlarından getirdiğimiz bu özellik yaşam içinde adeta dondurulmakta. Oysa buzlar eritilebilir, girişimcilik özelliği harekete geçirilebilir.

Çünkü un, şeker ve ateş daima vardır. Ama helvaya dönüştürmek… Yani doğal kaynak, emek, sermaye, fikir her zaman bulunabilir. Bunları bir araya getirip üretime dönüştürmek farklı bir olgudur. Girişimcilik sadece para kazanmak da değildir. Fırsatları yakalayıp risk almanın yanında, istihdam yaratma, değer katma boyutları da bulunmaktadır. Bu nedenle girişimciliğin sonradan da kazandırılabileceği bugünün sıcak gündemindedir. Girişimciliğin teşvik edilmesi, destek verilmesi, eğitimle önün açılması mümkündür. Üstelik kadın erkek ayırmaksızın… Herkes girişimci olabilir, hele de hevesi varsa… Ancak, kadınların işi biraz daha zor…

Kadınların Durumu

2006 yılında gerçekleştirilen I. Kadın İstihdamı Zirvesinde, ülkemizdeki toplam kadın nüfusunun 35 milyon 929 bin olduğu ve 5 milyon 927 bininin ise istihdam edildiği açıklandı. Kadınlarımızın yarısının tarım kesiminde ve büyük çoğunluğunun da aile işletmelerinde ücretsiz çalışmakta olduğuna dikkatler çekildi. Kadınların ekonomideki rollerinin önemli bir kısmının ise istatistiklere yansımadığı belirtildi.


Kadınların iş yaşamındaki sorunları sadece Türkiye'nin problemi değil. Kadının çalışması dünyanın her yerinde problemdir. Kariyer yapmak kadınlar için daha da zordur. Çünkü çalışan kadınlar çok sayıda rol üslendiğinden daha fazla performans göstermeleri gerekir.

İşin Başı Eğitim

Yıllardır, kadınların ikincil iş gücü kabul edilmesine, annelik görevlerinin yanısıra sosyolojik ve ekonomik yapılar da neden olmuştur. Çünkü iş dünyasının ve çalışma yaşamının kuralları erkekler tarafından belirlenmiştir!

20. yüzyılın sonlarına damgasını vuran internet ve bilgi teknolojilerinin yaygınlaşması, günümüz dünyasında işgücünün nitelik değiştirmesini hızlandırmıştır. Yarım zamanlı ya da uzaktan çalışma olanakları kadınlara yeni fırsatlar getirmiştir. Her ne kadar eğitimsizlik kadınların istihdamını engellese de, istihdam alanlarının da kısıtlı olması kadınların iş edinmesini güçleştirmektedir. Bu bağlamda kadınların çalışacakları iş ortamlarını kendilerinin yaratması, yani girişimcilikleri önem kazanmaktadır. Bilindiği üzere, girişimcilik, gelir dağılımı dengesizliğinin ve kalkınmanın ilacıdır.



Çok parlak bir fikrim var diyorsanız, hayallerinizde zengin olmak varsa, potansiyel girişimci iseniz mutlaka bazı hazırlıkları yapmalısınız.
Günümüzde potansiyel girişimciler ile küçük ve orta ölçekli işletmelerin kurucuları ve yöneticilerinin temel işletmecilik kavramlarıyla tanıştırmak üzere eğitim programları düzenlenmektedir. Bu programlarla yeni kurulan işletmelerin risklerle ne şekilde baş edeceği anlatılmaktadır. Programlarda ders olarak:

Temel işletmecilik kavramları
Kuruluş öncesi fizibilite ve iş planları
Riskler ve önlemler
Rekabetçilik ve farklılaşma kavramları ele alınmaktadır.

Girişimcilik heyecanları ve atakları bu tür programlara katılarak hayata geçirilebilir. Çünkü, günümüzün rekabetçi ortamında başarılı olmak için adımları bilinçli atmak gerekmektedir.





UTED DERGİ