![]() |
|
Nazım POTUR / Uçak Teknisyeni |
|
Bu değerli eseri okurken, İstiklal Harbi’nin kazanılmasında havacılığın ve uçakların bu kadar etkili olduğunu bilmediğimi farketmiştim. Mesleğimin mazisi ile ilgili hiç bilmediklerim, kitabı okurken beni oldukça heyecanlandırmış ve bir havacı olarak gururlandırmıştı. Kitabın bazı bölümlerinde geçen uçaklar ile ilgili satırları, hem sizlere o heyecanı yeniden hatırlatmak hemde bu eseri okuyamayan havacımız kaldıysa, vakit kaybetmeden okuması tavsiyesinde bulunmak için derledim. Yunan uçakları Türk mevzilerinin üzerinde durmadan dolanmaktaydı. Bir Yunan uçağı Kütahya’yı bombaladı. Hızları ve yükselme yetenekleri düşük, kolayca arızalanan eski Türk uçakları Yunan uçaklarını zorlukla engellemeye çalışıyorlardı. s. 169 Havacılarımız Başmakinist Abdullah Usta ve adamları, uçabileceğ ini sandıkları dört uçağa can vermek için çalışmaktaydılar. Bunlar da tıpkı imalat-ı harbiyeciler gibi cephe gerisi kahramanlarıydı. Farklı model üç uçağı birleştirerek bir avcı uçağı kurgulamayı bile başarmışlardı. Yedek parça olmadığı için hurda uçaklardan aldıkları parçaları motorlara uydurmaya çalışıyor ya da kullanım süresi çoktan dolmuş parçaları elden geçirip geçirip yeniden kullanıyorlardı. S.230 ONARIM VE BAKIM, birçok eksiklik ve aksilikten dolayı uzun sürdüğü için uçakların Malıköy'e uçması bugüne kalmıştı. ileri teknik sorunlarla ilgilenecek bir uçak mühendisi yoktu. Havacılığı başlatan Harbiye Nazırlığı, bir tane olsun Türk uçak mühendisi yetiştirmeyi nedense hiç düşünmemişti. Uçaklar pistte sıralanmışlardı. Son denetimleri yapılıyordu. Hepsi çift kanatlıydı. Başta Erzurumlu tüccar Nafiz Kotan'ın orduya armağan ettiği iki Fiat keşif uçağı duruyordu: Nafız-1 ve Nafiz-2.
“Uçakları zorlamayın.Zaten son demlerini yaşıyorlar. Zavallılara şefkatli davranın .Haydi çocuklar!”Beş dakika sonra Nafiz-1 ile Nafiz-2 havalandılar.Uçakları uğurlayan Fazıl çadırına girdi. Çok geçmeden bir havacı çadıra daldı: “Uçaklar geri dönüyorlar ağabey!”“Nasıl olur, daha yeni uçtular.”“ikiside tekliyor.”“Allah kahretsin!”Dışarı fırladı. Nafiz-1 yalpalayarak yaklaşıyor,motorundan acayip sesler geliyordu. Behçet’in uçağa hakim olabilmek için çırpındığı görülüyordu.Sertçe de olsa uçağını indirmeyi başardı. Nafiz-2’nin durumu iyice tatsızdı. Düşer gibi hızla alçalıyordu. Havaalanının ilerisindeki ağaçların arkasında kayboldu. Pis bir gürültü ve koyu bir toz bulutu yükseldi. Deli gibi ağaçlığa koştular. Pilot ve gözlemci böyle bir kaza için ufak sayılacak yara bere ile kurtuldular ama uçak sakatlanmıştı. Cepheye keşif görevinin yapılamadığı bildirildi. s.307 ABDULLAH USTA ve ekibi akşam trenle Malıköy’e geldiler. Önce iki kişilik Nafiz-1 keşif uçağı ile tek kişilik Albatros D-III avcı uçağını bakıma aldılar. iki uçağın huysuzluk eden motorlarını söküp indirdiler. Behçet, Abdullah Usta’ya takılmadan edemezdi: “Duyduğuma göre ismet Paşa, yarın sabah bir uçağı hazır etmezse, Abdullah Usta denilen o adamı, poposuna bir kuyruk takıp uçurtma diye uçuracağım“ demiş. Demire can veren koca Abdullah Usta’ya söylenecek laf mı bu? Ben senin adına teessüf ettim. Ama sen özel bir cevap vermek istiyorsan söyle, kendisine ileteyim”. Bu genç, yakışıklı pilotta şeytan tüyü vardı. Abdullah Usta hiç kızmaz, aksine onunla çene yarıştırmaya bayılırdı. Uçağı tapışlayarak, “Hey yavrukuş..” dedi,
Bu gevezelik havacılar yatana kadar sürdü. Makinistler bütün gece, gaz lambası ve mum fenerlerinin ışığında çalışacak, Nafiz-1 ve Albatros D-III’ü sabah keşif için hazırlayacakalrdı. Ertesi gün de onarabilmek ümidiyle Nafiz-2’ye el atacaklardı. S.309 iKi UÇAK uçuşa hazır, pist başında bekliyordu. Bütün havacılar, makinistler ve yer görevlileri ayaktaydılar. Bayramlaştılar. Bayram yemeği öğleyin birlikte yenecekti. Karargâh subayı, yemekte etli pilav, ayran ve irmik helvası olduğunu açıkladı. Cephe karagâhı da havacılara armağan olarak kahve yollamıştı. Uykusuz Abdullah Usta’nın bile yüzü güldü. Nafiz-1’i Behçet uçuracaktı. Gözlemci Yüzbaşı Sırrı’ydı.Yüzbaşı Fazıl, ”Demiryolunun kuzeyini ve güneyini
iyice tarayacaksınız..”dedi, ”..süreniz iki buçuk
saat.”
Albatros’un pilotu Fehmi’ye döndü:“Sen birlikte uçup keşif uçağını koruyacaksın.”“Başüstüne.”Albatros’ta pilot yerinin önünde, dört yana dönebilir, canavar gibi makineli tüfek vardı. Tüfeğe şerit takılmıştı. “Haydi çocuklar, Hayırlı uçuşlar.”Helalleştiler. Motorlar ısınırken Behçet bağırdı: “Sofrayı süslü istiyorum.”Sarışın havacı artistik bir selam çaktı: “Emrin olur!”Uçaklar hiç aksilik çıkarmadan havalandılar, kanatlarını sallaya sallaya bir tur atıp aşağıdakileri selamladılar ve ufukta kayboldular. S.314 GÖREV SÜRESiNiN bitiminden bir saat önce, Albatros D-III göründü. ”Albatros dönüyoooor!”Merakla toplandılar. Yalnız geliyordu. Görünürde keşif uçağı yoktu. Albatros sarhoş gibi indi. Koştular.Pilot Fehmi’nin güneş yanığı yüzü gözyaşıyla sırılsıklamdı. Fazıl’ın kalbi şıkıştı: “Ne oldu Fehmi, keşif nerede?”Nafiz-1 uçağı 2.000 metre yükseklikte birden alev almış, yanarak düşmüş, Behçet ve Sırrı şehit olmuşlardı. Hepsi acıdan taş kesildiler. s.317 TEK KiŞiLiK avcı uçağı ile sağlıklı keşif yapılabilmesi için pilotları n gözlem eğitimi almış olmaları gerekti. Bu konuda en yetişkin pilot Fazıl’dı. O uçacaktı. Akşam keşfi için Albatros D-III hazırlandı. Bu güzel uçağa izmir Adını vermişlerdi. Abdullah Usta, uçağa binmeden Fazıl’ı yakaladı, “Bak..” dedi,“..bütün parçaları tek tek bir daha elden
geçirdim. Yine de dikkatli ol, büyük pilot olduğunu bilirim ama sakın motoru zorlama, hız
yapma, düşmanla dalaşma, ayağını öpeyim. iki
kurban yeter.”Fazıl gözleri dolan ustaya sarıldı: “Merak etme, sağ döneceğim.”(Yüzbaşı Fazıl Bey) Motoru çalıştırdı, ısıttı, pist başını doldurmuş genç pilotlara ders verir gibi dikkatle ilerledi, elini salladı, hızlandı ve havalandı. iki saat sonra döndü. Alkışlarla karşılandı. Raporunu telefonla Binbaşı Tevfik Bey’e yazdırdı. HAVA KEŞiF RAPORU paşaları rahatlattı. Fazıl demiryolu kuzeyinde bir tümen, Sakarya’nın kolları arasında dört-beş, Sakaryanın güneyinde üç tümen saptamıştı. Bu durumda düşmanın ağırlık merkezi ortadaydı..Kuzeyden gelmeyeceği anlaşılıyordu. Ya merkezden saldıracaktı, ya da merkezde zayıf bir kuvvet bırakıp güneye sarkacaktı. s.318-319 ANKARA HAVAALANI’nda Vecihi ile Eşref Usta’nın Muğla’dan getirdiği keşif uçağının kuyruğ una ve gövdesinin iki yanına Türk uçağı oldu- ğunu belirten işaretler yapılıyordu. Silahçılar uçağın üç makineli tüfeğini elden geçirdiler. Önde iki sabit, gözlemcinin önünde de oynak makineli tüfek vardı. Üçü de zehir gibiydi. Uçağa, bomba atmak için geliştirdikleri düzeneği de taktılar. Vecihi uçağa ‘ismet‘ adının verilmesini önermiş, Hava Genel Müdürlüğü de çok üzdüğü ismet Paşa’nı n gönlünü almak için uçağa bu adın verilmesini kabul etmişti. Uçak ertesi gün Malıköy Havaalanı’nda olacaktı. S.363 DE-HAWILLAND-9 yada ismet uçağı, uzaktan yansıyan top sesleri arasında, ufukta görününce havaalanında görevli olan herkes pist başına koştu. Uçak kanatlarını sallayarak bir tur atıp alanı ve Malıköy istasyonunu selamladı. Sonra süzüldü, yumuşakça indi, ilerleyip durdu. Vecihi ile Hamdi sevinç gösterileri arasında uçaktan atladılar. Alıcı gözle bakan Abdullah Usta uçağı beğendi, diz çöküp uçağın tekerleğini öptü, sonra kollarını açıp Vecihi ile Hamdi’yi kucakladı. Günün tek iyi olayı bu yeni uçağın gelmesiydi. s.378 İSMET UÇAĞI bugün keşif yapmakla kalmadı, Yunan birliklerini bombaladı, bombalar bitince makineli tüfek ateşine de tuttu. Subaylar ve erler, gözetleme yerlerinden ve siperlerden, Türk işaretli bu yeni uçağın Yunan birlikleri üzerine dalıp dalıp ateş açmasını büyük bir keyişe izliyorlardı. Uçakların eksikliği yüzünden bu tür gösterilere hasret kalmışlardı. s.383 |
UTED DERGİ |