![]() |
|
PSİKOLOG REYHAN ALGÜL |
Bugün iş yaşamında en çok kullandığımız ve duyduğumuz kelimelerden biri stres. Artık hepimiz stressiz bir yaşam olmayacağını biliyoruz. Stres ve etkileri çok kapsamlı bir konu. Bu yazıda iş yaşamına stresin nasıl konuçlandığı üzerinde kısaca durmaya çalışılacağız. Klasik olarak stresin tanımından başlayalım; Stres: Duygularımızın vücudumuz üzerinde yarattığı tepkidir. Diğer bir deyişle, bizlerin farklı durumlara verdiğimiz tepkilerin, vücudumuza olan bir yansımasıdır. Günümüzün çok katmanlı iş yapıları, iş tanımlarındaki ve sınırlarındaki belirsizlikler, emek-ücret dengesizlikleri ve bütün bunlara yol açan hıza ve tüketime dayalı modern yaşam, iş hayatında strese sebep olan ana faktörlerdir. Tüketim kültürünün aşıladığı misyonlar, bireyi daha çok çalışmaya ve daha çok satın almaya şartlandırmaktadır. Sistem tarafından daha çok çalışmaya ve kazanmaya şartlandırılan birey; iş yaşamını acımasız bir arena, kendini de bir kurban gibi görmeye başlar. İşgören ve işveren arasındaki ilişkilerinin kötü olması, yetersiz iletişim, işe karşı sadakatin hassas dengesinin bozulması, iş arkadaşları arasındaki ilişkilerin kırılganlığı gibi faktörler de stresi arttırmaktadır. Değer görmediğini düşünen işgören kendini “değersiz ve işe yaramaz” biri gibi algılar. Pek çok iş yerinde “ast-üst” ilişkileri “köle-efendi” ilişkisine benzemektedir. Hiçbir zaman motive edilmeyen hiç olumlu geri bildirim almayan işgören, gittikçe işine yabancılaşır. İş arkadaşları bazen birbirlerinin hayatlarını cehenneme çevirebilmektedirler. Birbirini çekemeyen insanların olduğu, herkesin bir diğerinin düşüşüne umut bağladığı ortamlarda ne arkadaşlıktan ne de verimden söz edilebilir. Orada olsa olsa stres ve kaos vardır. Stres başlı başına olumsuz bir kavram değildir. Bir miktar stres canlının yaşamını sürdürmesi ve benlik bütünlüğünün korunması için gereklidir. Ancak stresi dozajında yaşamak gerçekten zordur. “Beni öldürmeyen beni güçlendirir” ilkesi ne yazık ki stres için geçerli olmamaktadır. Stres tıpkı nemin bir binayı içten içe çürütmesi ya da bir kurdun bir elmanın içini boşaltması gibi bizi yavaş yavaş çürütür ve tüketir. Çalışma yaşamının koşullarının yanında sahip olunan kişilik özellikleri de, stres düzeyinde etkilidir. A tipi kişilik yapısına sahip kişiler daha çok stres altındırlar. Peki kimdir bu A tipi kişilikler? Bunlar; aceleci, mükemmeliyetçi, atılgan, rekabetçi, saldırgan, çabuk sıkılan, hızlı kimselerdir. A tipi kişilik yapısına sahip olanların kalp-damar hastalıklarına daha sık yakalandıkları bilinmektedir. İş yerinde yaşan psikolojik gerilimler; adrenalin ve noradrenalin adlı hormonların salgılarını arttırmakta, bu salgı fazlalığı da kalp damar hastalıklarına sebep olmaktadır. Yine stresle birlikte beyindeki kortizol miktarı artmakta, bu da öğrenme yeteneğini köreltmektedir. Ayrıca kronik yorgunluk, depresyon ve öfkeye sebep olmaktadır. Stres altındaki birey geceleri rahat bir uyku uyuyamamakta ve ne kadar uyursa uyusun, yorgun uyanmaktadır. Uyku kalitesi bozulmaktadır. Stres pek çok psikosomatik rahatsızlığa (başağrısı, sırt ağrıları, geçmeyen gripler vs.) yol açar. Stres yüzünden vücut direnci düşer, bağışıklık sistemi zarar görür. Bunun neticesinde de ülser, kronik kabızlık, yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları gibi bir çok hastalığa yakalanma riski artar. Stres ve stresin doğurduğu gerginlik ve ağrı arasında önemli bir bağlantı vardır. Stres altındayken beynimiz, algıladığı tehlike karşısında “savaş ya da kaç” komutunu verir. Bu komutun yerine getirilmesi için de gerekli olan kas gerginliği artar. Ancak, savaşmanın ya da kaçmanın mümkün olmadığı durumlarda artan enerji ve kas gerginliği boşalamadığı için ağrılı kas spazmları ortaya çıkar. Bunun yanında bir tehlike durumunu algılayan karaciğer, kaslara yakıt sağlamak için fazladan glikoz (şeker) salgılar. Yağları ve proteinleri şekere dönüştürmek için hormon salgılar. Metabolizma fiziksel eylem için gerekli enerjiyi sağlar ama kullanılacak yer olmadığı için bu fazla glikoz vücutta kalır ve ileride oluşacak şeker, tansiyon gibi hastalıklara temel teşkil eder. Havacılık sektörü stresin oldukça yoğun olduğu alanlardan biridir. Planlama ve koordinasyonun en üst düzeyde olmasının, gerekliliğinin yanında, yüzlerce insanın hayatı mevzu bahis olduğu için stres daha da artmaktadır. Yapılan bir araştırmaya göre “trafik yoğunluğunun fazla olduğu merkezlerde çalışan hava trafik kontrolörleri diğer hava ulaşım personellerine göre daha çok hipertansiyon, gastrik ülser ve diabet olayı saptanmıştır.” [1]
[1]Gülten İncir, Çalışma Yaşamındaki Psikososyal Etmenler Ve Bu Etmenlerin Çalışanların Fiziksel Ve Ussal Sağlığına Etkileri Adlı Makale,Verimlilik Dergisi Yıl:1993 Syf:63-66 |
UTED DERGİ |