![]() |
|
|
Helikopterler... döner kanatları sayesinde, dikine havalanabilen ve havada belirli bir noktada hareketsiz kalabilen helikopterlerin bu özellikleri onları diğer hava araçlarından farklı kılıyor. İnip kalkmak için ne uçaklar gibi kilometrelerce pistlere, ne de zeplinler gibi dev hangarlara ihtiyaç duyuyorlar. Onlar dağların zirvelerine dağ komandoları cıkarıyor, sık ağaçlarla kaplı alanların ortasına asker indiriyor ve sudaki bir denizciyi kurtarıyorlar.
l9. yüzyılda, birçok mucitler buhar gücünden yararlanmayı düşündüler. Mortimer Nelson adında Amerikalı bir bilim adamı, dörder bıçaklı iki rotor taşıyan bir uçak tasarısını gerçekleştirdi. Bu modelde ileriye doğru, öne hareketi sağlayan bir pervane de burna oturtulmuştu. Gövdenin üzerinde, uçağın düşmesi halinde açılıp paraşüt görevini yapacak bir kumaş kaplıydı. Nelson, sanki kristal bir küreye bakarak gelecekteki paraşütü görmüştü. 20 yüzyılın başında, Maurice Leger, Monaco'da iki pervaneli bir helikopter yaptıysa da, bu helikopter havalanamayıp yerde kaldı. 1907 yılında Fransa’da ilk kez bir insan, yapılan helikopterle yerden bir miktar kesildi ve yükseldi. Fransız Breguet, 300 kiloyu geçen dikdörtgen biçimli bir helikopterle 4,5 metre yükseldi ve 20-22 metre kadar uçtu. Bu helikopter Louis Breguet tarafından yapılmış dört rotorlu bir araçtı fakat havada stabil duramıyordu. Bu nedenle çalışma esnasında etrafındaki bir çok insan tarafından tutulması gerekiyordu. Aynı yıl, 13 Kasım 1907'de Fransız bisiklet üreticisi Paul Cornu tarafından geliştirilen araç ise dışarıdan kimsenin yardımı olmadan yerden 60 cm yükseklikte 20 sn. kadar kalabilen bir araçtı. İşte helikopterin mucidi olarak bu kişi kabul edildi. 1912 yılında Danimarkalı J. Ellehammer pervaneye “cyclic pitch” konseptini ilk uygulayan kişidir. Bu uygulama ile dönüş esnasında pervanenin her palesi artan ve azalan bir pitch hareketine sahip oluyordu. Avrupa ve Amerika'da yapılan sayısız nice helikopter modeli, pratik olarak en ufak bir değer taşımamalarına rağmen, deneysel yönden hayli yararlı oldular. Bu sıralarda Rusya'da İgor Sikorsky adında bir genç gerçek anlamıyla helikopter yapmanın ve bunu uçurabilmenin rüyasını kuruyordu. 1908 yılında, babasını ikna ederek Paris'e gitti. Orada, bu konuya ilişkin olarak bilmediği şeyleri öğrenmek için zorlu bir çabaya çirişti. Rusya'ya dönünce, yerden havalanamayan bir helikopter yaptı. Bundan sonra yaptığı ikinci model havalandı ama pilotsuz olarak. Sikorsky rüyasından vazgeçti ve sabit kanatlı uçak alanında çalışmalara koyuldu. 1917 yılında Rus Devrimi olduğu zaman, ülkesinin ünlü bir uçak mühendisiydi ve henüz 27 yaşındaydı. 1918'de Rusya'yı terk etti. Bir yıl sonra tamamen meteliksiz ve tek tanıdığı olmaksızın New York'taydı.
Aralarında ünlü piyanist Sergei Rachmaninoff’unda bulunduğu bazı Rus göçmenleri, para yönünden onu desteklediler. Connecticut’da Stratford'da yerleşip işe başlamasına yetecek kadar sermaye sağladılar. Sikorsky S-29'larını böylelikle gerçekleştirebildi. Pan Amerikan Havayollarının Atlantik ve Pasifik Okyanusları aşırı seferler için kullandığı dört motorlu Flying Clippers (Uçan Tekneler)de Sikorsky'nin daha sonraki çalışmalarının ürünüdür.
Bu tür çalışmalarına rağmen, Sikorsky helikopter yapmak rüyasını tam anlamıyla terk etmemişti. Gerçekten başarılı büyük uçak projelerini gerçekleştirdiği yıllar boyunca bir yandan da helikopter konusunda çalışıyordu. En sonunda, onun için asıl güçlü sorun olan şeyin cevabını, çözüm yolunu buldu. Bu sorun, büyük rotor tarafından meydana getirilen kıvrılma etkisiydi. Bu tür uçağın kapaklanması durumu söz konusuydu. Sikorsky, yaptığı yeni modelin kuyruğuna enlemesine bir pervane yerleştirdi. Bu pervane, ana rotorun yarattığının tersine bir etki sağlıyordu. Öteki genç mucitler de Sikorsky'i izlediler. Stanley Hiller, henüz yirmi yaşına varmadan, ünlü Hiller-Copter'in tasarısını ortaya koydu. Arthur Young, daha lisedeyken başarılı Bell helikopterinin gerçekleştirilmesi yolunda denemeler yapıyordu. 1922’de ABD’de bir Rus göçmeni olan G. DeBothezat, pilot dışında 3 kişiyi daha uçurabilecek 4 rotorlu helikopteri geliştirdi. Aynı yıl, Fransız E. Oehmichen geliştirdiği araçla o güne kadar yapılan en uzun uçuşu yaptı. Bu uçuş, sadece 1 kilometreydi. İspanya’da da bu konuda çalışmalar sürüyordu. 1923 yılında J.L. Cierva geliştirdiği otojirosunda motor gücünden tahrik almayan bir rotoru aracında kullandı. Bu rotor, uçuş esnasında kendiliğinden dönerek kaldırma ve öne doğru hafif bir kuvvet üretiyordu. Araçta oluşan roll hareketinin önüne geçmek içinde ilk kez “menteşe flaplaması” adı verilen tekniği geliştirdi. 1930 yılında kayda değer bir çok gelişme elde edildi. N. Florine, Belçika’da tandem rotorlu bir helikopterle uçtu. Amerika’da Curtiss-Wright şirketi, tek rotorlu bir helikopter yaptı. Bu helikopterin pervane kanatçıklarının her biri, üzerine montajlı küçük pervanelerle ittirilerek döndürülüyordu. Buda uçuşun çok sarsıntılı olmasına neden oluyordu. 1935 tarihinde L. Breguet yeni bir helikopter geliştirdi ve bununla 44 kilometre uçtu. 1936’da Alman H. Foche yaptığı iki pervaneli helikopterle o güne kadar mevcut tüm rekorları kırdı. Bu süreçte, Rusya’da Igor Sikorsky bu konuda çalışıyordu. 20 yaşında yaptığı ilk teşebbüste başarısız olmuştu. Sikorsky, 1939 yılında helikopter işine, göçmüş olduğu Amerika’da yeniden döndü. Sikorsky’nin geliştirdiği helikopter o güne kadar yapılanlardan farklıydı. Sikorsky, tek bir ana rotor ve küçük bir kuyruk rotoru kullanmıştı. Böylelikle ana rotor/ kuyruk rotorlu helikopteri yapan ilk kişi olmuştu.
Bu model, günümüzde helikopterler için belirleyici bir esin kaynağı olmayı halihazırda sürdürmektedir.
Günümüzde işadamlarını toplantılara, askerleri harekat noktalarına, hastaları hastanelere taşıyan helikopterler havacılığın ve haberciliğin “olmazsa olmazları” arasındalar. Onlar inip kalkmak için ne kilometrelerce pistlere, ne dev hangarlara ihtiyaç duyuyorlar. Hatta tonlarca yükü kolayca kaldırıp kilometrelerce öteye taşıyabiliyorlar. Bu büyük icat geçtiğimiz ay bulunuşunun 100. yılını kutladı. |
UTED DERGİ |