UÇMANIN MITOLOJISI -2-Selahattin GÜL |
|
En az yarim milyon yil insanlar hava okyanusunun altinda soluk alip verme disinda onu baska amaçla kullanmadan yasadilar . Insanoglu binlerce yil kuslarin uçuslarini hayranlikla gözledi ve onlarin kanatlarinin gelisimi konusunda düsünceler üretti . |
![]() |
| Asirlar geçtikce gökyüzü hala , meydan okurcasina insanogluna tepeden bakiyordu . Bununla birlikte insanlar bu boslugu artik hayallerinde yarattigi uçan ejderhalar , melekler , seytanlar , uçan halilar , kanatli atlar , kanatli gemiler gibi acayip yaratiklar veya cisimlerle doldurdular . | |
|
Kanat , yüzyillarca insanlar için bir erisilmez ilahi bir organdi . Adeta , tanrilarin bir üstünlügüydü . Pers kralliginin saraylarini süsleyen kanatli bogalardan , Yunan mitolojisindeki kanatli at Pegasus`a kadar , düsünce oldukca açiktir . Uçmak ; bir üstünlük , bir zafer ve adeta farkli bir yaratik olmaktir . Kayitlara geçmis ilk uçma efsanesi Çin`dedir . Dört bin yil önce imparator Shun, esir düstügü bir savastan sonra esaretten bir kus olarak kaçip kurtulmustur ve uçan bir ejderha haline gelmistir . Çin`de uçma ile iliskili baska efsanelerde vardir . Lei Kung simsekleri ve yildirimlarin tanrisi olup yarasaya benzer kanatlari vardir . MÖ.1800 yillarinda Ki -kung-shi efsaneye göre bir uçan arabaya sahipti . Bu konudaki eski resimler onun cennete dogru uçtugunu gösterir . Gerçekte , uçabilen ilk oyuncagi Çinliler gelistirdiler . Bu, helikopter prensiplerine göre hareket eden tüy takilmis bir pervane seklinde bir araçti ve hizla döndürülerek hareket ediyordu . Fakat bu oyuncagin kesfi için arastirmacilar bir tarih verememektedir .
Ilk roket benzeri araçlar genel kanaate göre Çinlilere aittir ve yakit olarakta yine onlarin kesfi olan barutun kullanildigi muhtemeldir. Tuz, kömür ve sülfür kombinasyonu asirlar önce Çin'de havai fiseklerde kullanilmistir. Fakat ilgili saglam kayitlar ortaçaga aittir. 1232'de Kaifeng sehrini kusatan Mogollar roketli oklar kullanmislardir. Roketçilige ait ilk bilgiler Mogol istilasiyla batiya tasinmis görünmektedir. Araplarin, roketi 13.yy baslarinda gelistirdigi ve Saint Louis'e karsi 7.Haçli seferi sirasinda kullandiklari rapor edilmistir. Italyanlar 15.yy'in baslarinda roketlerle ilgili deneyler yapiyorlardi ve Roger Bacon barut tozunu gelistirmisti. Bitanya'lilar roketlerle Hindistan'da karsilasmis olup, modern balistik füzelerin atasi olan “Congreve“ roketini gelistiren Willam Congreve'e bu konuda öncü olmustur. Britanya'lilar bu roketleri 1812 savasinda ve Waterloo muherebesinde kullanmislardir. Havacilik açisindan roketler hakkinda ilginç olan, roketlerin dünyanin her yerinde bütün tarih boyunca genis çapta kullanilmis olmasidir ve savas alaninda roketlere maruz kalan askerler, bir roketi kullanmanin veya birinin sirtina baglamanin nasil bir sey olacagi konusunda tahminlerde bulunmuslardir. 19yy.'a kadar yazarlar hikaye yada romanlarinda nadiren de olsa roketlerden bir nakletme araci olarak bahsetmislerdir. Özellikle Aya yada uzaya yolculuklarla ilgili hikayelerde Cyrano de Bergerac'in “Öbür Dünya“ taninmis bir istisnadir. Içeriginde aya roketlerle donatilmis bir gemi ile götürülmüstür. 1865 yilinda yayinlanan Jules Verne'nin “Dünyadan Aya“ eserinde bir kapsül bir platformdan bir roket demetiyle firlatilmaktadir. Ilklerden biriside Milattan Önce 9.yüzyilda hüküm sürdügü tahmin edilen Britanyanin 10.nuncu krali Bladud idi. Bladud, Atina'ya gitmis ve orada çesitli sanatlar ögrenmistir. Britanya'ya geri döndükten kisa bir süre sonra eski Londra'nin surlari üzerinden yaptigi kanatlarla uçmaya çalisirken düserek ölmüstür. Bir atlayista, 11. yüzyilda Istanbul`da gerçeklesti. O devirlerde hipodroma bakan kuleden asagiya kendini birakan, sögüt dallari ile desteklenmis uzun beyaz bir elbise giyen Seracen adli birisi kendisini izleyen halkin bagirislari altinda kendini rügara birakti. Süzülerek uçacagini düsünüyordu fakat vücut agirligi onu asagiya çekti ve düstü. Kemikleri kirildi ve uzun yasamadi. Ayni dönemlerde bir Ingiliz, Malmesbury`li Oliver, kendisine taktigi kanatlarla kendisini bosluga birakti. Sonuçta bacagini kirdi. Bilahare yaptigi açiklamada ``uçamadan, düsmesinin nedeninin kuslarda oldugu gibi bir kuyruk görevi yapacak parçayi kendisine takmayi unutmus oldugunu`` ileri sürdü. 1507 yilinda Iskoçya`da John Damiar tüyler takarak yaptigi kanatlarla kale surlarindan atliyarak uçmayi denedi. Sonuçta yine kirilan bacak kemikleri oldu. Damien, düsmesinin nedeninin kanatlarda kullandigi tüylerin tavuk tüyleri olmasina bagladi. Çünkü, kümes hayvanlari uçabilen yaratiklar degildi. Çok uzun zamandir insanoglu uçmanin hayalini kurmustur. Uzun çaglar boyunca arzu ettigi bu sey o kadar ulasilmazdi ki sadece gökyüzüne bakip kanatli yaratiklar hakkinda yorum yapardi. Tanrilarini; bogalari, aslanlari, çakallari kanatli sekilde resmetti. Zaman içinde ilahi hayvan-tanrilar insan- tanrilara dönüstüler. Bir çogu kuslarin ve gelistirdikleri diger hayvanlarin güçleri ve karekterisitik özellikleriyle donatilmisti. Eski anit-mezarlar ilginç hayal ürünü figürlerle doludur: kartal basli kanatli köpekler, insan basli kuslar. Misir, Asur ve diger eski dünya uygarliklarina göre uçmak esrarengiz ve korkutucuydu. Su bir gerçekti ki tanrilari ülkelerinin üzerinde hiçbir insanoglunun erisemeyecigi bir güce sahipti. Milattan Önce 12.yüzyilda yasadigina inanilan Ramses III'ün mezarindaki taslarda resmi olan tanriça Isis, kanatlarini açarak germis durumda ölmüs insanlari korumaktadir. Bu tanriçanin tipik genel koruyucu anne görüntüsü daha sonralari Yunan-Roma uygarliklarinda da kendisini gösterir.
| |