|
Şebnem Bayezit THY Dışhat Muhasebe sbayezit@thy.com | |
|
|
MİLLET, BAĞIMSIZLIĞI İÇİN KAHRAMAN GENÇLERİNİ ŞEHİT VERDİ! VATAN, ŞEHİT KANLARIYLA BÖLÜNMEZLİĞİNİ KAZANDI!
Dünyanın en kahraman sporcularına sahip bir milletin evlatlarıyız. Evet cephe ile futbol sahası arasında gönüllü olarak koşturan bir neslin evlatları. Cephelerde savaşan ve şehitlik mertebesine ulaşan sporcularımızdan Beşiktaş futbol takımında oynayan ve Çanakkale'de yaşamlarını yitiren Kazım, Asım ve Rıdvan dışında, Doktor Ali, Doktor Mehmet, Alican ve Doktor Sabri Kafkas Cephesi'nde tifüse yakalanmış, Muallim Sadi ile Behzat'da çarpışmalarda şehit olmuştu. “Kürt Celal, çok canlı, çok şirin, çok sevimli, çok da kuvvetli bir arkadaştı. Oyunda daima ileri, daima ileri giderdi. Gerilediği görülmemişti. Topu ayağıyla karşısındakini de omuzları veya gövdesiyle sürer götürürdü. Biçare, o da şehit olan fedakar, vatanperver arkadaşlarımızdandı.” diye anlatır Ruşen Eşref anılarında. “ Fenerbahçe futbol takımı , 1919 - 20 sezonunun ilk maçı olan İdmanyurdu mücadelesi için, Papazın bağında Arif'i bekliyordu... O gelmeliydi, gelecektir, gelir... Fakat, onun yerine, kara haber geldi: "Arif, tam kalbine yediği bir kurşunla, şehit olmuştu.” Bu kahraman gençlerimizin yaşadıklarını bir de,"Türk sever" dergisinin, 1930 yılında ki dizisinden okuyalım: "Harbin o acı, yürekleri yakıcı faaliyetleri başladı... Bunu anlıyoruz. İlk ağızda, Galatasaray futbol takımından kaleci Hamdi, Hasnun Galip, ikinci takımdan Halit Çanakkale'de şehit düşmüştü. Beşiktaş'tan da Şair Kazım, Asım, Rıdvan Beylerin de, aynı cephede şehit oldukları haberi geldi. Aşağı yukarı bütün spor kulüpleri boşalıyordu. Kafkas Cephesi'nde de Galatasaraylı futbolculardan Abdurrahman Robenson, Beşiktaşlı Doktor Ali, Doktor Mehmet, Muallim Sadi Beylerin öldüklerini duyduk. Bu ne felaketti...” Galatasaray Lisesi Salonunun giriş kapısına göre sağ tarafında, Osmanlı İmparatorluğunun 1910 senesi hudutlarını gösteren bir harita, haritanın yanında ise şehit olan genç yurtseverlerin fotoğrafları sıralanmıştır. Ve haritanın üstünde bir ibare: "Galatasaray'ın bu kahraman evlatları, 1000 yıllık bu vatan topraklarını kurtarmak için şehit düştüler . “Çanakkale'de taarruzu değil sizlere ölmeyi emrediyorum” diyen Mustafa Kemal'in sözünü dinlediklerini ispatlarcasına Galatasaray, Konya, İzmir Liseleri 1915 yılında bir tek mezun bile verememiş, bütün öğrencileri Çanakkale'de şehit olmuşlardır. Darül Fünun; bugünkü İstanbul Tıp Fakültesi'nin 1.sınıfında okuyan 2,1000 öğrenci savaşa gönüllü olarak katılmış olup, 19 Mayıs 1915'te cepheye katılan gönüllü askerlerimizden 100 öğrenci ilk 3 saat içinde şehit düşmüşlerdir ki 1921 yılına kadar okul hiç mezun verememiştir. Şanlıurfa'dan ismine Türkü yazılan Bozan'nın hikayesi, Sarıca Köyünden Ali'nin , Osmaniye'den Niyazi Aykan'nın,12 yaşındaki Nezahat onbaşının kahramanlıkları ve daha niceleri. Çocukluktan gençliğe adım atarken hayatlarının baharını yaşamadan şehit olan, isimlerini sayfalara sığdıramayacağımız kahramanlarımız.
KURTULUŞ FİKRİ “Bu sahada akan TÜRK kanları, bu semada pervaz eden ŞEHİT RUHLARI DEVLET ve CUMHURİYET'İMİZİN ebedi muhafızlarıdır.” Sözünden de anlaşılacağı gibi Atatürk bu gençleri seviyor ve onlara güveniyordu. 30 Ağustos 1922 ‘ye kadar sürecek olan Kurtuluş Savaşı 16 Mayıs 1919 günü İstanbul'dan Samsun'a atılan ilk adımla ve Atatürk'ün “Geldikleri gibi gidecekler ” sözleri ile resmen başlamıştır. ATATÜRK'ÜN Gençliğe Söylevi'ndeki gibi; ulusun tüm tersanelerine girilmiş, tüm kaleleri zapt edilmiş, ordusu dağıtılmış ve silahları toplanmıştı. Halk yoksul ve perişan bir durumdaydı. Toprakları İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar ve Yunanlılar tarafından paylaşılmış, en kötüsü ise Yunan askeri güçleri İzmir'den başlayarak Anadolu'nun içlerine doğru ilerlemekteydi. SAMSUN'A ÇIKIŞINDAN ÖNCE İstanbul-Samsun yolculuğu öncesinde Atatürk'le Padişah Vahdettin arasında geçen konuşmayı Atatürk şöyle anlatır. “-Paşa, Paşa!... Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin!Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir (bu bir tarih kitabıdır)! Bunları unutun, asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden daha önemli olabilir...Paşa, Paşa...Devleti kurtarabilirsin!... “Bu sözlerden hayrete düştüm...”diyen Mustafa Kemal konuşmayı fazla uzatmadan; “Kişiliğe güveninize ve bana bunca yüz verişinize teşekkür ederim...Elimden gelen hizmeti esirgemeyeceğime lütfen güveniniz...” der. SAMSUN YOLCULUĞU VE AYAKTA KALAN TEK İSKELE Bu konuşmanın üzerine 9.Ordu Komutanı olarak görevlendirilen Mustafa Kemal ve arkadaşları, kurtuluş mücadelesi için 16 Mayıs 1919 Cuma günü öğleden sonra “Bandırma” adındaki eski bir vapurla Galata rıhtımından Samsun'a doğru yola çıkarlar. 17 Mayıs 1919 Cumartesi günü Bandırma Vapuru saat 21.40 sıralarında İnebolu'ya varır. 18 Mayıs 1919 Pazartesi günü yolculuğun sonuna gelinir. Mustafa Kemal ve arkadaşları Kalyon Burnundan sandallarla Samsun'a ilk adımlarını Reji İskelesi'nden atmışlardır. Birinci Dünya Savaşı'nda Ruslar tarafından kentin bütün iskeleleri bombalanmış bir tek Fransızlara ait Reji İskelesi sağlam kalmıştır. Fransızlar o dönemde Samsun'da kurulu bir fabrikada (Reji) sigara üretmekteydiler. İskele'nin adı bu nedenle Tütün İskelesi olarak da anılmaktadır. Atatürk'ün Samsun'a çıkışında gördüğü manzara pek parlak değildi. Şehri İngiliz işgal kuvvetleri ele geçirmiş, Pontusçular sokaklarda kol geziyordu. Halk kendisini koruyamayacak durumdaydı. "Ben Samsun'u ve Samsun Halkını gördüğüm zaman, Memleket ve Millete ait bütün düşünce ve kararlarımı yerine getirilebileceğime bir defa daha kuvvetle inandım. Samsun'luların hal ve durumlarında gördüğüm, gözlerinde okuduğum vatanseverlik ve fedakarlık, ümit ve tasavvurlarımı olumlu bir inanca götürmeye yetmiştir". Sözleri ile halkın desteğini de alarak Anadolu'da başlayacak kanlı bir mücadelenin ilk adımı atılmıştır. Kurtuluş Mücadelesi'ni başlatacak olan Mustafa Kemal'i karaya Karakaş Mustafa lakaplı kayıkçı çıkarmıştır. (Uzun yıllar Mustafa Kemal'i karaya Havuzlu İsmail'in mi, yoksa Karakaş Mustafa'nın mı çıkardığı tartışılsa da daha sonra resmi olarak Karakaş Mustafa'nın çıkardığı kabul edilerek Karakaş'a ölümünde resmi tören yapılır. Bugün, Asri Mezarlıkta yatan Havuzlu İsmail'in (Yurtsever) de Mustafa Karakaş'ın da mezar taşlarında Atatürk'ü Samsun'da karaya çıkaran kişi oldukları yazısı yer almatakdır. )
Mustafa Kemal ve arkadaşlarını Samsun'da küçük bir grup karşılamıştı. Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışına ait canlandırma dışında fotoğrafının ise bulunmadığı belirtilmektedir.
Atatürk ile beraber 16 Mayıs 1919 Cuma günü başlayacak yolculuğa gemi kaptanı İsmail Hakkı Durusu dışında 18 kişi eşlik edecekti. Bu 18 kişinin adları şöyleydi:(4) III. Kolordu Komutanı Kurmay Albay Refet Bey (General Bele), Müfettişlik Kurmay Başkanı Kurmay Albay Manastırlı Kâzım Bey (General DIRIK), Müfettişlik Sağlık Bakanı Doktor Albay İbrahim Talî Bey (ÖNGÖREN), Kurmay Başkan Yardımcısı Kurmay Yarbay Mehmet Ârif Bey (AYICI), Karargâh Erkân-ı Harbiye'si İstihbarat ve Siyâsiyât Şubesi Müdürü Kurmay Binbaşı Hüsrev Bey (GEREDE), Müfettişlik Topçu Komutanı Topçu Binbaşı Refik Bey (SAYDAM), Müfettişlik Başyaveri Yüzbaşı Cevad Abbas (GÜRER), Kurmay Mülhakı Yüzbaşı Mümtaz (TÜNAY), Kurmay Mülhakı Yüzbaşı İsmail Hakkı (EDE), Müfettişlik Emir Subayı Yüzbaşı Ali Şevket (ÖNDERSEV), Karargâh Komutanı Yüzbaşı Mustafa Vasfi (SÜSOY), Kurmay Başkanı Emir Subayı ve Müfettişlik Kâlem Âmiri Üsteğmen Arif Hikmet (GERÇEKÇI), İaşe Subayı Üsteğmen Abdullah (KUNT), Müfettişlik İkinci Yaveri Teğmen Muzaffer (KILIÇ), Şifre Kâtibi, Birinci Sınıf Kâtip Fâik (AYBARS), Şifre Kâtibi Yardımcısı, Dördüncü Sınıf Kâtip Memduh (ATASEV). Kısaca vermeye çalıştığımız bu yolculuk Türk Milleti için bir dönüm noktası oldu. Atatürk'ün 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ayak basmasıyla birlikte, Türk tarihinde ilk defa kişisel egemenlikten, Millî Egemenliğe geçiş süreci de başlamıştır . Atatürk, Samsun'a ayak bastığı andan itibaren, Anadolu'da tek idare, tek devlet, tek egemenlik, tek kumandan, tek meclis ve tek millet fikirlerinden hareket ederek, her alanda gerçek Millî Egemenlik ilkesini uygulamaya çalışmıştır. Dolayısıyla, Türkiye'de Millî Egemenlik ilkesinin temellerinin ilk defa 19 Mayıs 1919 ‘da atıldığını söyleyebiliriz.
SÖYLEV'İN BİTİŞİ VE İLANI Samsun'a ayak basışının taşıdığı önem Atatürk'ün Büyük Nutku'nu 19 Mayıs 1919 Samsun'a çıkışı ile başlatmasından da anlaşılmaktadır ki; Atatürk tarafından kaleme alınan ve bittiği zaman kendisi tarafından 36,5 saatte okunan Söylev'de gençlerimize ne kadar önem verdiğini bir defa daha anlıyoruz. “Sayın baylar, sizi, günlerce işlerinizden alıkoyan uzun ve ayrıntılı sözlerim, en sonu tarihe mal olmuş bir çağın öyküsüdür. Bunda, ulusum için ve yarın ki çocuklarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek kimi noktaları belirtebilmiş isem kendimi mutlu sayacağım. Baylar, bu söylevimle, ulusal varlığı sona ermiş sayılan büyük bir ulusun, bağımsızlığını nasıl kazandığını; bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım. Bugün ulaştığımız sonuç, yüzyıllardan beri çekilen ulusal yıkımların yarattığı uygarlığın ve bu sevgili yurdun her köşesini sulayan kanların karşılığıdır. Bu sonucu, Türk gençliğine kutsal bir armağan olarak bırakıyorum. Ey Türk gençliği ! Birinci ödevin ; Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini, sonsuza değin korumak ve savunmaktır . Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. Bu temel, senin en değerli güven kaynağındır. Gelecekte de, yurt içinde ve dışında, seni bu kaynaktan yoksun etmek isteyen kötücüller bulunacaktır. Bir gün, bağımsızlığını ve cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan; ödeve atılmak için, içinde bulunacağın durumun olanaklarını ve koşullarını düşünmeyeceksin! Bu olanaklar ve koşullar çok elverişsiz olabilir. Bağımsızlığına ve cumhuriyetine kıymak isteyecek düşmanlar , bütün dünyada benzeri görülmedik bir utku kazanmış olabilirler. Zorla ve aldatıcı düzenlerle sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmış, bütün gemilikleri ele geçirilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesine düşman girmiş olabilir. Bütün bu koşullardan daha acıklı ve daha korkunç olmak üzere, yurdunda, iş başında bulunanlar, aymazlık ve sapkınlık içinde olabilirler. Üstelik, hainlik de yapabilirler. Daha kötüsü, iş başında bulunan kişiler, kendi çıkarlarını, yurduna girmiş olan düşmanların siyasal erekleriyle birleştirebilirler. Ulus, yoksulluk ve sıkıntı içinde ezgin ve bitkin düşmüş olabilir. Ey Türk geleceğinin gençliği! İşte, bu ortam ve koşullar içinde bile ödevin, Türk bağımsızlığını ve Cumhuriyetini kurtarmaktır ! Bunun için gereken güç, damarlarındaki soylu kanda vardır! M. K.ATATÜRK Ekim 1927
KUTLAMALAR Bugünkü kutlamaların temelini oluşturan beden eğitimi ve spor gösterilerini Türkiye'de ilk kez 12 Mayıs 1916'da erkek öğretmen okulu öğrencileri yapmışlar, daha sonra bu gösteriler bir gelenek haline getirilmiştir. Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışı ve Kurtuluş Mücadelesi'ni başlatışı Cumhuriyetin ilanından sonra 1938 tarihine kadar “Gazi Günü” adıyla Samsun'da yerel olarak kutlanırdı. Daha sonra ise Atatürk'ün Milli Mücadeleyi başlatmak üzere 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ayak basması 20 Haziran 1938'de çıkarılan bir kanunla milli bayram olarak kabul edilmiştir. 1938'de 19 Mayıs'ın “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kanunlaşmasından sonra ise bu gösteriler de resmi bayram gününe alınmıştır. Bir konuşmasında “Ben 19 Mayıs'ta doğdum” demiş olmasından dolayı kutlamalar 19 Mayıs Atatürk'ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı adı altında gerçekleştirilmeye başlanmıştır. BANDIRMA VAPURU 19 Mayıs denilince ilk akla gelen isimlerden olan Bandırma Vapuru'nun tarihçesi şöyledir; Gemi 1878 yılında İskoçya'nın Paisley bölgesindeki MacIntyre şirketi tarafından Huston and Cardett tezgahlarında 21 sıra numarası ile 279 grostonluk yolcu ve yük vapuru olarak inşa edilmiştir. Geminin ilk sahibi Dussey and Robinson şirketi gemiyi "Torocaderto" adı altında 5 yıl çalıştırdı. 1883 yılında Yunanlı armatör Psicha geminin Londra'da olan kaydını Pire Limanına almış, 2 yıl sonra da geminin adını "Kymi" olarak değiştirmiştir. Psicha gemiyi 5 yıl kullanarak yine Yunanlı bir armatöre satmıştır. 1890 yılında "Psicha"dan satın alan armatör Andreadis başka bir Yunanlı armatör "Rama Derasimo İstanbul" şirketine satmış. 1894 yılında Pire Limanındaki kayıt o zamanki Deniz Yolları İşletmesi anlamına gelen "İdare-i Mahsusa"ya nakledilmiş ve adı "Kymi" den "Panderma" olarak değiştirilmiştir. İdare-i Mahsusa'nın adı 1910 yılında "Osmanlı Seyrüsefain İdaresi"(Osmanlı Denizcilik İşletmesi) olunca geminin adı "Panderma" "Bandırma" olarak değiştirilerek posta vapuru haline getirilmiştir. 19 Mayıs 1919 tarihinde Atatürk ve Silah Arkadaşlarını Samsun'a getirdikten sonra yine posta hizmetlerine devam etmiştir. Bandırma adını aldıktan sonra birkaç kez kaza geçirmiş, yük taşımacılığı yaptığı tarihlerde İngiliz yapımı E11 model denizaltına çarptığı, attığı torpido sonucu batmak üzere olduğu, daha sonra motorunun büyük bir arıza yaptığı elde edilen bilgilerde yer almaktadır. Bandırma Vapuru'nun orijinal planları kullanılarak inşa edilen birebir ölçülerdeki kopyası ise bugün Samsun sahilinde müze gemi olarak ziyarete açık tutuluyor. 2000 yılında yapımına başlandıktan 1 yıl sonra tamamlanarak Doğu Park'ta düzenlenen alanda ziyarete açılan müze gemi Bandırma Vapuru özellikle 19 Mayıs Atatürk'ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı nedeniyle kente gelen ziyaretçilerden büyük ilgi görmektedir. Atatürk'e göre genç: Bilgisini durmadan yenileyen, kültürünü genişleten, çağının problemlerini görebilen, izleyebilen, çözüm bulabilen bir gerçektir. Aziz şehitlerimizin ruhları şad olsun; 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı tüm gençlere ve kendini genç hissedenlere kutlu olsun.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||