GÜNEŞ TUTULMALARI DEPREMLERi TETİKLER Mİ ? Yurdaer İhsan Aksoy / yurdaer.aksoy@mngairlines.com |
|
Bilindiği gibi, güneş tutulması olayları, uydumuz Ay’ın uzaydaki hareketi sırasında, Dünya ile Güneş’in arasından geçerken oluşan gölgesinin zaman, zaman Dünya’nın üzerine düşmesi suretiyle meydana gelmektedir. Bu astronomik olay, tutulmanın olduğu tarihte, bu üç gökcisminin uzayda birbirlerine nazaran bulundukları konumlara bağlı olarak ; parçalı, tam, ya da halkalı tutulma şeklinde meydana gelir. Birkaç saat süren parçalı güneş tutulması sırasında Ay, Güneş’i kısmen örter. Tam tutulma olayı da parçalı tutulma olarak başlar ve biter, ancak arada bir noktada Güneş ışığı birkaç dakika için Ay tarafından tümüyle engellenir ki, bu olay Ay’ın ve Güneş’in Dünya’dan görünür çaplarının çok büyük bir tesadüf sonucu hemen, hemen eşit olmalarından kaynaklanmaktadır. Bu ilginç eşitliğin sebebi; Ay’ın Güneş’ten 400 defa daha küçük olması, buna karşılık bize Güneş’ten 400 defa daha yakında bulunmasıdır. Uydumuz Ay, Dünya’nın etrafında her ay bir tur atarken elips şeklinde bir yol izler ve bu nedenle aramızdaki mesafe sabit değildir, bize en yakın ve en uzak olduğu konumları vardır. Tam tutulmaya benzeyen halkalı tutulma sırasında, Ay, Dünya’ya en uzak mesafededir, bu konumda görünür çaplar arasındaki eşitlik bozulduğundan Ay, Güneş’i bütünüyle örtemez, silueti güneş kursunun içinde kalır. Bilindiği gibi Dünya da, Güneş’in çevresinde elips şeklinde bir yörüngede dolaşır, bir yılda dolanılan bu yörüngenin içinde kaldığı düzleme Dünya’nın yörünge düzlemi denilir. Ay’ın çevremizdeki yörüngesi de bir düzlem içinde kalır ve bu düzlem Dünya’nın yörünge düzlemi ile yaklaşık 6 derecelik bir açı yapar. Bu iki düzlem arasındaki açı sıfır olsaydı, bir başka ifadeyle, Ay’ın yörünge düzlemi, Dünya’nın yörünge düzlemi ile çakışsaydı, her üç gökcismi ayda 2 defa bir hizaya gelir ve bu suretle her ay bir tam güneş ve bir tam ay tutulması olayı yaşanabilirdi. İki gökcisminin yörünge düzlemleri arasında 6 derecelik açı olması nedeniyle Dünya’dan bir yılda en az iki, en çok beş güneş tutulması görülmektedir. Çok iyi hatırlanacağı gibi 11. Ağustos. 1999 tarihinde bir tam güneş tutulması olayını Ülkemizden izlemek şansına sahip olmuştuk. Bu olayın bir benzerini içinde bulunduğumuz Mart ayında tekrar izlemek şansına sahip olacağız. 29. Mart. 2006 Çarşamba günü uydumuz Ay’ın Dünya ile Güneş’in arasından geçerken oluşan gölgesi Dünya’mızı tararken, Türkiye’yi de güneybatı – kuzeydoğu doğrultusunda kat edecek ve bu sayfada yer verdiğimiz haritadaki koyu renkli bandın altında kalan coğrafyamızın, Akdeniz sahillerinden Karadeniz sahillerine kadar her noktasında sırayla, birkaç dakika için akşam karanlığı yaşanacaktır. Havanın bulutsuz olması halinde bu birkaç dakika süresince, Güneş’in civarındaki parlak yıldızları görmek de mümkün olacaktır. Aynı saatlerde bu olay, Ülkemizin bu bandın dışında kalan bölgelerinden parçalı güneş tutulması olarak izlenecektir. 1999 yılında, Ay’ın gölgesinin üzerinden geçtiği Kastamonu ilimize giderek güneş tutulmasını buradan izlemek suretiyle yaşadığım tecrübe hayatımın en unutulmaz olaylarından biridir. Söz konusu tam tutulma olayını izlemiş olan Sivas sakinleri, bu ilimiz büyük bir şans eseri olarak, bu sefer de gölgenin yolu üzerinde kalacağından, bu olayı tekrar yaşayacaklardır. Ancak, herhalde dünyanın her yerindeki meraklıları bu tam güneş tutulmasını izlemek için daha uygun iklim koşullarına sahip olan Antalya’yı tercih edeceklerdir. Antalya civarında, Güneş’in Ay tarafından tümüyle örtülerek karanlık bir disk haline gelmesi Türkiye saati ile 13’ü 54 dakika 23 saniye geçe başlayacak ve 3 dakika 11 saniye sürerek 13: 57: 34’ de bitecektir. Haritada görülen gölge bandının tam ekseninde bekleyecek olanlar tam tutulmayı 35 saniye daha uzun bir süre izlemek fırsatını bulacaklardır. Tabi, bu önemli olayın izlenebilmesi için havanın açık, en azından parçalı bulutlu olması gerekecektir. Tam güneş tutulması, Libya’nın güneyindeki bölgelerde 4 dakikadan daha uzun süreyle izlenebilecektir. Bilindiği gibi; 17. Ağustos. 1999 tarihinde meydana gelen büyük depreme, 11. Ağustos günü yaşanmış olan tam güneş tutulmasının sebep olduğunu iddia edenler vardır, bugünlerde böyle düşünenler aynı iddiaları önümüzdeki tutulma olayı için de gündeme taşımaktadırlar. Ancak içiniz rahat olsun, böyle iddialar bilim aleminde pek taraftar bulamamaktadır. Dünyadaki depremlerle, güneş tutulmaları arasında gerçekten böyle bir ilişki olsaydı bu ilişkiyi, geçmiş yüz yıllık deprem aktivitelerinin kayıtları ile tutulma takvimlerinin karşılaştırılması suretiyle ortaya çıkarmak kolaylıkla mümkün olurdu. Bu alanda yapılan araştırmalar, böyle bir ilişkinin olmadığını göstermektedir, yani tutulma olaylarını takip eden günlerde, gölgelerin taradığı coğrafyalardaki deprem aktivitelerinde herhangi bir artış olmamaktadır. Bugüne kadar kazanılan tecrübelerin ışığında, belli bir zaman diliminde, dünyada belli bir büyüklüğün üzerinde, yaklaşık ne kadar sayıda deprem olacağı bilim adamlarınca söylenebilmektedir. Güneş tutulsun, ya da tutulmasın bu istatistiki sayılar değişmemektedir. Söz konusu türden depremler dünyanın bir çok yerinde, sıklıkla vuku bulmakta ve bu depremlerin bazıları bir tutulma olayını takip eden günlere de rast gelebilmektedir. 29. Mart. 2006 tarihinden sonraki günlerde de dünyanın, üzerinden gölgenin geçtiği bir yerlerinde, böyle bir deprem olursa, ben bunu da kötü bir tesadüf olarak kabul edeceğim. Yine de bu iddiaya bilimsel olarak yaklaşmayı bir deneyelim: Uydumuz Ay’ın çekim gücü, Dünya üzerindeki sularda ve karalarda med ve cezir ( gelgit – kabarma ve alçalma ) etkisi yaratır. Dünya üzerinde benzer etkileri, çok daha küçük miktarlarda olmak üzere Güneş ve ( teorik olarak ) diğer gökcisimleri de yaratmaktadırlar. Güneş tutulması sırasında Güneş ve Ay, Dünya’nın aynı tarafında, hemen, hemen bir hizaya gelmektedirler. Güneş tutulmalarının depremleri tetiklemekte olduğu iddialarının temelinde, böyle tutulma olayları sırasında Ay’ın ve Güneş’in çekim güçlerinin birbirine ekleneceği inancı vardır. Bu takdirde Ay’ın, Güneş’e nazaran Dünya’nın diğer tarafında kaldığı ay tutulması olaylarını bu iddiaların dışında bırakmak gerekir. Güneş tutulması esnasında, çekim güçlerinin birbirine ekleneceği şeklindeki düşünüş tarzı teorik olarak doğrudur, ancak pratikte fazla bir değer ifade etmemektedir. Zira; gelgit olayının meydana gelmesindeki etken, klasik fiziğin yerçekimi dediği kuvvettir ve yerçekimi kuvvetinin büyüklüğü, daha önceki yazılarımızdan hatırlanacağı gibi birbirlerini bu yol ile etkileyen gökcisimlerinin arasındaki mesafenin karesiyle ters orantılı olarak azalan bir mahiyet arz eder.* Dolayısıyla, çok büyük kütlesine rağmen uzaklarda kalan Güneş’in Dünya’mız üzerindeki çekim etkisi, bize 400 defa daha yakın konumda bulunan Ay’ın çekim etkisinin yanında, gerçekten ihmal edilebilir mertebelerde kalır.Ayrıca, söz konusu üç gökcisminin, tutulma olayını yaratan dizilişine hemen, hemen benzeyen dizilişi, aslında her ay bir defa olmak üzere, Ay’ın yeni ay ve hilal safhasında da tekrarlanmaktadır. Yeni ay, hilalden bir gün önce Ay’ın Dünya’dan hiç görülemediği safhasıdır. Ay’ın uzanım açısı diye bir kavram tanımlanmaktadır. Kolaylıkla anlaşılacağı gibi, söz konusu uzanım açısı, tam güneş tutulması anında, bulunduğunuz noktada, teorik olarak sıfır olmaktadır. Diğer türden güneş tutulmalarında ise bu açı sıfır olmamakta, ancak birkaç derece mertebelerine kadar azalmaktadır. Bu açı, Ay’ın yeni ay ve hilal safhasında da küçük değerlerdedir. Yeni ay safhasında, Güneş, Ay’ın Dünya’dan görülmeyen yüzünü tümüyle aydınlatmaktadır. Biz uydumuzu yeni ay safhasında hiç görememekte, takip eden gün, kenarından ( hilal şeklinde ) görmeye başlamaktayız. Günler geçtikçe, uzanım açısı giderek artmakta ve Ay’ın aydınlatılmış daha büyük bir alanı görünür hale gelmektedir. Hilal halinden yaklaşık 14 gün sonra Ay, Güneş’e nazaran Dünya’nın diğer tarafına geçmiş olmakta ve biz gece vaktini yaşarken arkamızda kalan Güneş’in ışığı üzerimizden aşarak uydumuzun Dünya’dan gördüğümüz yüzünü bütünüyle aydınlatmaktadır ki Ay’ın bu safhasına da dolunay demekteyiz. Dolunay zamanlarında, her üç gökcisminin uzaydaki konumlarına bağlı olarak, ara sıra Dünya’mız, Güneş ile Ay’ın arasına girmekte, bu durumda da Dünya’nın gölgesi Ay’ın üzerine düşmekte ve bu suretle ay tutulması olayları meydana gelmektedir. Özetlersek: Yeni ay ve hilal safhasında Ay, hemen, hemen Güneş ile Dünya arasında, tutulmaya yakın bir konumda bulunur. Ay’ın gölgesi yine oluşur, ancak bu gölge Dünya’nın üzerine düşmemekte, uzayda gezinerek, yolunu kesen göktaşlarını karartmaktadır. Dolayısıyla; eğer yukarıdaki türden iddialar doğru olsaydı, sadece tutulma olayları sırasında değil, hilal safhasında ve öncesindeki yeni ay safhasında da, Güneş’in ve Ay’ın birbirine eklenen çekim güçleri nedeniyle dünyanın bir yerlerinde her ayın belli günleri güçlü depremler meydana gelirdi ki, gördüğümüz gibi böyle periyodik depremler olmuyor. Zira bu şartlarda da yerçekiminin yukarıda belirttiğimiz doğasının gereği olarak Dünya’yı etkileyen toplam çekim kuvvetinde, Güneş’in katkısına rağmen yine kayda değer bir artış olmamaktadır. Buraya kadar anlatılanlar, tutulmaların depremleri tetiklemekte olduğu şeklindeki iddiaları çürütmektedir. Son olarak, yeri gelmişken bir, iki şey daha ekleyelim : Ay ve Dünya birbirlerini çeşitli şekillerde etkilemektedirler. Bilimsel bir görüşe göre, uydumuz, Dünya’nın iç tabakalarındaki elektrik yüklü akışkan maddelerin hareketlerinde ivmelenmelere sebep olmakta, bu ivmeli madde hareketleri de dinamo gibi etki yaratarak uzayda Dünya’mızı sarıp, bizi zararlı ışınlardan koruyan Van Allen manyetik kuşaklarını oluşturmaktadır ki, Nisan 2001 sayısında “ Yerkürenin Yapısı “ başlıklı yazımızda bu konudan etraflıca bahsetmiştik. Aslında, neden bazı gökcisimlerinin manyetik alanlara sahip olduğu, Venüs gezegeni gibi bazılarının ise neden sahip olmadığı henüz katiyetle söylenememektedir. Ancak, Venüs’ün etrafında dönen bir uydusunun bulunmaması, yukarıdaki bilimsel görüşü destekleyen bir delil olarak ileri sürülür. Ay’ın sahip olduğu çekim alanıyla dünyanın yüzeyinde yarattığı etki sulardaki gelgit olayı şeklinde gözle de izlenir. Dünya’nın uydumuzun üzerindeki benzeri etkisi ise, milyarlarca yıl zarfında giderek onun kendi ekseni etrafındaki dönüş hızını azaltmış, neticede Ay hem kendi etrafında, hem de Dünya’mızın etrafında 29 küsur günde bir tur yapar hale gelmiştir. Bunun sonucu olarak, biz uydumuzun hep aynı yüzünü görürüz ki, derginin Kasım 2004 sayısında “ Ay’ın Karanlık Tarafı “ başlıklı yazımızda bu konudan etraflıca bahsetmiştik. Söz konusu yazıyı okuyanların hatırlayacağı gibi, Ay’ın çekim gücünün yarattığı iç sürtünmelerin etkisiyle Dünya’nın kendi etrafındaki dönüş hızı da yüz bin yılda birkaç saniye mertebesinde azalmakta, yani günler yavaş, yavaş uzamaktadır . Bu gidişle, halen 24 saat olan bir günün süresi on milyarlarca yıl sonra 365 güne eşitlenecek ve artık Dünya kendi ekseni etrafında bir tam turunu tamamlarken Güneş’in etrafında da bir tam tur yapar hale gelecektir. Bir başka ifadeyle, öyle bir zamana erişildiğinde, artık gündüzler ve geceler altışar ay sürecektir. Ancak gidişata göre, insanlık böyle bir çağa hiçbir zaman erişemeyecek, esasen Güneş’in kalan ömrü de herhalde buna yetmeyecektir. Yazımızı şöyle noktalayalım : Bilindiği gibi volkanik karakterli olanlar hariç, depremler genel olarak, kıtaları taşıyan tektonik plakaların yarı akışkan magma üzerindeki ( yılda birkaç santimlik ) hareketliliğinden kaynaklanmaktadır. Etkileri yerkürenin içlerine kadar uzanan uydumuzun da, bu depremlerin meydana gelmesinde, henüz izah edemediğimiz bir şekilde, bir katkı sahibi olması pekalâ mümkündür, ancak bu doğru bile olsa Güneş’in Ay’a ve Dünya’ya nazaran şu ya da bu konumda bulunmasının zaman, zaman bu katkıyı katlayacağı iddiasının, buraya kadar anlattıklarımızın ışığında görüleceği gibi, bilimsel mesneti yoktur. * Derginin Kasım 2003 sayısında yer alan “ Yerçekimi “ başlıklı yazımızdan hatırlanacağı gibi: “ Kâinattaki her madde kütlesi, diğer bir madde kütlesini, kütleleri hasıl– ı zarbıyla mebsuten, aralarındaki mesafenin murabbaı ile makûsen mütenasip olarak cezp eder.” idi. Newton fiziğinde yerçekimi adı verilen bu kuvvet, genel görecelik fiziğine göre, alışageldiğimiz manada kuvvet olmayıp, dört boyutlu eğri uzay / zamanın bir anlamda geometrik bir özelliğidir. Evrendeki madde kütleleri, gökadalar dahil, sahip oldukları ataletleriyle, mahiyetleri gözümüzde canlandırılamayacak bu dört boyutlu eğriliklere uygun yollar izlemek zorundadırlar. Çağdaş fiziğe göre ; cisimler evrende bir yerden bir yere, iple çekilir gibi çekilmezler. |