|
YURDAER AKSOY | |
|
Bilirsiniz; “Marifet, iltifata tabidir, müşterisiz meta zayidir ” diye güzel bir atasözümüz vardır. Burada; “marifet”; Arapça'da “bilmek” kökünden gelen bir kelimedir, “irfan”, “arif”, “örf”, “tarif” ve “tarife” kelimeleri de aynı kökten gelirler. “Marifet”'in çoğulu da bildiğimiz “maarif”'tir. “Meta”, “satılacak mal”, “eşya” ya da “sermaye” anlamına gelmektedir ve çoğulu “emtia”'dır. “Zayi”, “elden çıkan”, “yitik” anlamındadır ve vefat ilanlarında kullanılan“elim bir ziya” tabirindeki “ziya”' kelimesiyle aynı kökten gelir.
Bu söz; “marifet sahibi olanlar, takdir edilmek isterler ve ne kadar çok takdir edilirlerse, yaptıkları işte de o kadar başarılı olurlar ” anlamına gelmektedir. Herhalde bu atasözü, benim gibi, bir marifet yaptığını zanneden herkes için geçerlidir.
Benim sanatkârane marifetlere de biraz ilgim vardır ve bu ilgi, ilkokul yıllarında milletlerarası bir resim müsabakasında yaşıtlarımın arasında, hasbelkader bir birincilik kazanmamla başlamıştır. Bu olayın hatırına o yıllarda edindiğim, zaman, zaman kağıtlara bir şeyler karalama alışkanlığı bugün de devam ediyor. Bir de, vakit buldukça Anadolu Hisarı'nda, Göksu deresinin kıyısındaki seramikçi Hasan Usta'dan aldığım kil ile heykeller yapıyorum. Ancak önce beğenerek bitirdiğim bu heykellerin, bir süre sonra -taşlaştıkları için artık düzeltemeyeceğim- kusurlarını görmeye başlıyorum ve killerini bir başka denemede tekrar kullanmak üzere, onları su dolu kovalara atıyorum.Yıllardan beri hep böyle yaptım, işte bu yüzden maalesef bugün işyerindeki masamın üstünü, ya da evimdeki duvarları süsleyen bir yapıtım yok.
Yani, bir anlamda mükemmellik kaygısı yüzünden, “oluşturduğum meta - hep müşterisiz kalarak - zayi oldu”, bir başka ifadeyle saklayıp, sergilemediğim için yaptıklarımı kimse görmedi ve bu nedenle bu marifetim kimsenin iltifatına mazhar olmadı !
Ancak son zamanlarda, kili şekillendirerek yaptığım işlerin, su kovasına atmadan önce hiç olmazsa fotoğraflarını çekmek alışkanlığını kazandım.
Konunun bir başka yanı daha var: Vakit buldukça gezdiğim sergilerde, birkaç yıl öncesine kadar, resim olsun, heykel olsun bazı eserlere biraz küçümseyerek baktığımı, içimden, herhalûkârda ben bunun daha iyisini yaparım dediğimi hatırlıyorum. Şimdi düşünüyorum da demek ki bu benim insanî bir zaafımmış.
Artık, yüzde yüz doğrudur diyemesem de, bende son yıllarda giderek benimsemeye başladığım bir kanaat oluştu; sanat dallarından herhangi birinde, bir şeyler yapmak hevesini yüreğinde hisseden ve bu hevesle zamanını ayırıp, iyi, kötü, güzel, başarılı ya da başarısız, her ne ise, bir şeyler yapıp, bakın işte, bunları ben yaptım diyerek, ortaya koyabilen insan, bence sanatkârdır, şimdi o insanları takdir ediyorum. Ve bir insanın elinden bir şeyler geldiği halde, halâ evinin duvarına asacak bir yapıtı bile yoksa, o kişi sanatkâr değildir diyorum.
6 yıldan beri Dergi'ye hemen her ay bir şeyler yazmaktayım, bu sayıda biraz daha farklı bir şey yapalım dedim ve sözünü ettiğim çalışmalarımdan bazılarının fotoğraflarına bu sayfalarda yer verdim, bunlara lütfen bir göz atın, bakalım beğenecek misiniz ?