|
Dr. Oya TorumEğitim DanışmanıEylül 2006 |
İstanbul Trafiği Çileden Çıkarıyor | |
Geçen ay İstanbul trafiğinin boğaz köprüleri ile ilişkilerini özetlemiş ve toplu taşımacılığın Boğaz geçişlerine entegre edilmeden trafik sorununun çözülemeyeceğine değinmiştik.
Şimdi de diğer açılardan İstanbul trafiğine bakalım istedik.
Çileden çıkarmak… Deli etmek, kızdırmak, çıldırtmak… Aşırı öfkeye kapılmak… Bu deyim nereden geliyor hiç araştırdınız mı? Çile, metrelerce ipin düzenli şekilde halkalar halinde sarılması anlamına geliyor. Eğer, çile karışırsa açmak insanı gerçekten delirtiyor. Ortaçağda işledikleri günahların affedilmesi için yaşamlarının bir bölümünü hücrede geçirerek kendi kendine ceza vermek de çile… Bir de dervişlerin, Mevlevi dedelerinin çilesi var. Dervişler 40 gün her şeyden kendilerini arındırıyorlar, ibadetle günlerini geçiriyorlar, sadece zorunlu ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Mevlevi dedesi olmak için ise çile dönemi 1001 gün sürüyor.
Yukarıdaki kısa açıklamadan göreceğiniz gibi dervişlerin çileleri bile belli bir zamanı kapsıyor.
İstanbul'da herkes tatilde, okullar kapalı. Yine de trafik kör düğüm.
Kayıtlar başlıyor. Okullar açılıyor. Yazlıkçılar dönüyor, yaz izinleri bitiyor. Yani İstanbullunun çilesi de artıyor! Günde 600 yeni arabanın trafiğe girdiği İstanbul'da trafik her geçen gün daha beter oluyor.
Gelelim çileye çare ile ilgili görüşlerimize:
Şehir yaşantısı disiplin gerektirir. Disiplin kuralları resmi görevliler dahil tüm şehirliler için geçerlidir. Şehirleri yönetenlerin görevi kuralları uygulamak ve disiplini sağlamaktır. Yönetim kavramının kökeninde; organizasyon, koordinasyon ve iletişim vardır. Şehir yönetimleri için, hele de metropoller için bu üç sacayağını kurmadan başarılı olunamaz.
Artık birbirinden habersiz kazıları öyle kanıksadık ki. Dün yapılan asfaltların ya da kapatılan altyapı çalışmalarının, ertesi gün tekrar kazılmalarına çalışan işçiler bile gülüyor. Bu nedenle, yazı kapsamında, bir türlü koordine edilemeyen kazılara değil şehir aktivitelerine değinmek istiyorum.
Hemen bir örnek verelim. Günlerden 05.Ağustos 2006 saat 23.30. Yer Boğaziçi Köprüsü ve bağlantıları. Anadolu'dan, Avrupa'ya geçiş şeritleri kapatılmış. 2 şerit Anadolu tarafından gelişe verilmiş, diğer şerit ise Anadolu tarafına dönüşe… Yapılan işlem asfalt kaplama sökülüyor… Gelelim 05 Ağustos gününün özelliğine. Yine bir Cumartesi günü… Anadolu tarafında, Fenerbahçe, sezonun ve 100.yılının ilk maçını yapıyor. Maçın başlama saati 21.30. Avrupa tarafında ise Açıkhava konserleri var. Tüm eğlence yerleri dolu, düğünler, nişanlar için Cumartesi seçiliyor. Çalışanlar Cumartesi günlerini iple çekiyor. Bulunduğunuz yerden çıktığınızda deliye dönüyorsunuz.
Çok mu zordur, öngörüde bulunmak. Neden daha önceki haftalarda bu işlem yapılmaz da tam sezonun ilk maçına denk getirilir? Kuşkusuz birileri bu kararları veriyor, peki neden gazeteler, televizyonlar aracılığı ile halka duyurulmaz? Neden yol boyunca bir tek trafik polisi dahi ortalıkta görünmez? Nerede kaldı yönetimin organizasyon, koordinasyon ve iletişim fonksiyonu? Cumartesi gecelerini bilebilmek için çok derin hesaplar yapmaya da gerek yoktur.
Trafiğin akması gerekir
Trafiği düzenleyenlerin birinci öncelikli görevi trafiğin akışını sağlamaktır. Akmayan trafiğin görünen maliyeti uzmanlar tarafından hesaplanmaktadır. Geç kalmaktan ötürü kişilerin uğradığı prestij kaybının, ya da toplantılara yetişememekten kaynaklanan görünemeyen maliyetleri hesaplamak ise imkansızdır. Hele de sinir bozukluklarının neden olduğu durumların maliyetini öngörmek ayrı hünerler gerektirir. Trafik akışını sağlayan, herkesin bildiği temel faktörleri bir kez daha özetleyelim:
Trafik kurallarına uyulması kesinlikle sağlanmalıdır.
Trafik ve yönlendirme işaretlerinin sayısı artırılmalı ve anlaşılabilirlik kazandırılmalıdır.
Trafik ışıkları arasında koordinasyon bulunmalıdır. Yani kurallara uyan bir sürücü bir kez kırmızı ışığa yakalandığında, yol boyunca tüm işaretler kırmızıya dönmemelidir.
Otobüsler, minibüsler duraklara girerek, dolmuşlar ve taksiler yolun sağına yanaşarak indirme / bindirme yapmalıdır.
Durak yerleri yeniden gözden geçirilmeli, kavşaklara yakın durak planlanmamalıdır.
Kavşaklardaki benzin istasyonları kaldırılmalıdır.
Belli sayıda otopark yeri bulunmayan eğlence yerlerine, işyerlerine, ticari birimlere, konutlara izin verilmemelidir.
Servis araçlarının park yerleri ve hareket saatleri organize edilmelidir.
Şehirdeki ticari kuruluşlara, bakkallar dahil, lojistik hizmeti, sabah 5.00-7.00, akşam 21.00-24.00 saatleri arasında tamamlanıp, mal taşıma işlemi gün içinde yapılmamalıdır. Halen keyfi bir uygulama ile günün her saatinde yapılan bu hizmet için gereken yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
Çöp toplama hizmeti de aynı şekilde yoğun olmayan saatlere aktarılmalıdır.
Tek yönlü yol uygulamalarını artırmak zorunlu hale gelmiştir. Ancak, bu uygulamalar için yöre halkından görüş alınmalı, işlemeyecek hatalı kararlarla, halk trafik işaretlerine uymamak durumunda bırakılmamalıdır.
Yaya kaldırımlarında park edilmesi önlenmelidir.
Her kuruluşun aklına estiği gibi kazı yapması engellenmelidir.
Ağaçlar yapraklarını dökmeye başladı, ızgaralar tıkanmakta bu nedenle, meteorolojinin uyarıları dikkate alınmalı, yağmur öncesinde rögarlar temizlenmelidir.
Trafik polisi devriyesi tahsis ed ilmeli ve “ 0” toleransla hizmet vermelidir.
Tam bu faktörleri yerine getirmek zor değildir. Kararlılık esastır. Hükümetin gereken yasaları çıkarmak için TBMM'de çoğunluğu da bulunmaktadır. Zaten muhalefetin de bir itirazı olmayacağı kesindir.
Zam yapmaya gerek yok
Trafikle ilgili çözümler üretilirken hepimizin aklına ilk gelen kesinlikle trafik kurallarına uyum olmaktadır. 1990'lı yıllarda, Emniyet kemeri kullanma konusunda İstanbul Emniyet Müdürünün kararlı tutumunu orta yaştaki tüm şoförler hatırlar. Trafik kazalarını ve can kaybını önleme konusunda basını da içine alan bir kampanya başlattı. Tüm teşkilatına “Kemer takmayan babam dahi olsa ceza kesilecek.” talimatını verdi. Taksi şoförleri dahil hepimiz bu alışkanlığı kazanmıştık. Son birkaç yıldır, bu kuralın uygulanmadığını görüyor, acı sonuçlarını üzüntüyle yaşıyoruz. Kuralların akıl almaz ihlalinin ve trafik cezası uygulamamanın nedenlerini de anlamak mümkün değil.
Ana caddelere park etmemek de uyulmayan bir trafik kuralı. Hepimizin bahanesi de hazır: Yer mi var araba bırakacak? Bu durumlar için fazla inceleme veya yeni keşif yapmaya gerek yok. Park yeri gösterilemiyorsa kısa süreli de olsa park yapan bedelini ödemeli. Ceza uygulanmadığında, caddelerin sağına soluna park edilmeye başlanıyor, o da yetmiyor, ikinci sıralar oluşmaya başlıyor. Dolmuşlar, taksiler de istisnasız her yerde durunca trafik akmıyor. Örnek mi Bağdat Caddesi! Fenerbahçe, Moda ve daha niceleri…
Bu tür ana caddelerde park yapmaya izin verilecekse gereken ücret ödenmeli, park edilmeyecekse kesinlikle izin verilmemelidir. Otopark işletmelerinin denetimi ve ödedikleri vergiler kontrol altında bulundurulmalıdır.
Eğer İstanbul trafiğinde, trafik kurallarına uymayanlara ceza uygulanırsa, ne benzine ne de elektriğe zam yapmaya gerek kalmaz ve trafiğin akışkanlığı sağlandığı gibi İstanbul'un ilave polis ihtiyacı da karşılanır!
UTED DERGİ |