Şebnem Bayezit

Dış Hat Bilet Satış Muhasebesi
Ekim 2006

CUMHURİYET BAYRAMI KUTLU OLSUN

Her sene 29 Ekim'de kutladığımız Cumhuriyet Bayramı; Atatürk'ün en büyük eserim dediği ve Türk gençliğine emanet ettiği Türkiye Cumhuriyeti, ulusumuz açısından sadece bir yönetim biçimi olmaktan öte anlamlar da ifade etmektedir.

Batı dillerinde cumhuriyetin karşılığı, ulusun kendisini yönetmesi anlamına gelir. Cumhuriyet rejiminde İdare edilenler ve İdare edenler olarak iki unsur bulunur. Cumhuriyet, ulusun vatan ve hukuka sevgisi ve içten bağlılığı ile yaşatılır. Bu nedenle cumhuriyete hayat veren en önemli kaynak demokrasi diyebiliriz. Demokrasiyi benimsemiş siyasi rejimlerdeki cumhuriyet yönetim biçiminde özgürlüklerin kullanılma alanları, demokrasinin kuralları ile sınırlandırılmıştır. Demokratik sistem ile idare edilen cumhuriyetlerde halkın sınırsız hak ve hukuku olmaz. Sınırsız hak ve hukukun olduğu rejimlere de demokrasi veya cumhuriyet denemez. Çünkü demokrasilerde ve demokratik cumhuriyetlerde kişilerin ve dolayısıyla toplumların özgürlükleri hukuk yolu ile güvence altına alındığı gibi, bunların sınırları da adalet ile belirlenmiştir.

CUMHURİYETİN KURULUŞU

Birinci Dünya Savaşı'nın sonundaki çaresiz Türk halkının M. Kemal ile top yekûn tam bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak düşüncesiyle 19 Mayıs 1919'da Samsun'da başlayan büyük mücadele, bu mücadeleyi takip eden kongreler “ Tek bir Egemenlik var, o da Milli egemenliktir. Ülkeyi yine ulusun kendi gücü kurtaracaktır ” sözleri ile bağımsız Türkiye Cumhuriyetinin sinyallerini veriliyordu. İnönü, Sakarya, Dumlupınar da dökülen kanlardan sonra Mudanya Ateşkesi ve Lozan ile yeni ve bağımsız bir Türk Devleti kurularak, dış ve iç düşmanlara karşı başarıyla sonuçlanan bir mücadele ile Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur.

Kurtuluş Savaşı ulusal bağımsızlığımızı ve ulusal egemenliğimizi açık bir biçimde tüm dünyaya ilan etmiştir. Atatürk, kurmuş olduğu genç Türk Devletinin yapısını 29 Ekim 1923 tarihinde cumhuriyetin temelleri üzerine oturturken, en kısa zaman da cumhuriyetin vazgeçilmezi olan demokrasiye geçileceğinin sinyallerini de her fırsatta belirtiyordu.

Lozan'ın kabulü ve barışın sağlanması ile Türk Devleti'nin siyasal yapısını belirleyecek devlet şeklinin ve adının ne olacağı sorunu kalmıştı. T.B.M.M.'in varlığı ile egemenliğin kayıtsız - şartsız ulusa ait olan, insan haklarına dayanan bir devlet sistemi kurulmuştu. Fakat gerek halkın, gerekse Meclis içinde bulunanların büyük kısmı Padişah'a dinsel ve geleneksel bağlarla bağlıydılar. 1300 yılından beri de Osman oğullarından başka hiçbir aile iktidar olmamıştı. Egemenlik biri dinden, diğeri gelenekten gelen iki kaynaktan çıkıyor ve Padişah'ta toplanıyordu. Gerçi İttihat Terakki ile bu kısmen değişmişti. Sadece sistemin özünü, yani egemenliğin kaynağını ve kullanılış biçimini değiştirememişti. Egemenliğin insan hakları sistemine geçişinin bir sonucu olarak Padişah'tan ulusa geçişi, bir ilke ve ülkü olarak Amasya Genelgesi'nde ortaya konmuş ve 23 Nisan 1920'de B.M.M.'de somutlaşmıştı. Teşkilat-ı Esasiye Kanunu da bu temel üzerine oturmuştu.

Büyük Millet Meclisi'nin 29 Ekim 1923 saat 18:45'de yaptığı toplantıdan sonra 20.30'da "YAŞASIN CUMHURİYET" sesleri arasında Cumhuriyet ilan olundu ve yeni Türk Devleti'nin adı "TÜRKİYE CUMHURİYETİ" kondu. Hemen arkasından da Gazi M. Kemal oy birliği ile Cumhurbaşkanı seçildi. Kürsüde bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı M. Kemal, kendisini Cumhurbaşkanı seçen Meclis'e teşekkür ederek, Türkiye Cumhuriyeti mutlu, başarılı ve muzaffer olacaktır ." sözl eriyle konuşmasını tamamladı. Cumhuriyetin ilk Başbakanı da İsmet İnönü olmuştur.

 

Kaynakça Ergün AYBARS, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi

 

UTED DERGİ