| UÇAK
YAPILARINDA KOMPOZİT MALZEME KULLANIMI Düzenleyen: Barış Sönmez, Uçak Teknisyeni THY Teknik Uçak Revizyon Müdürlüğü |
|
Teknolojik arayışlar her geçen gün malzeme biliminin önemini gittikçe arttırmakta, tüm sektörlerde yeni arayışlar içerisinde mutlaka malzeme biliminin gerekleri ön plana alınması bir zorunluluk haline gelmektedir.
Şüphesiz
imalat sektöründe bu konu daha fazla önem arz etmekte ve konunun en ince
detayına kadar araştırılması yapılmaktadır. Amaç hedeflenen ve günümüzde
ideal olarak kabul edilen uzay teknolojisinin her alanda gereği gibi
uygulanmasını sağlamak olmalıdır. Diğer yandan çoğu ülkeler,
gelişmişliklerini değerlendirirken uzay teknolojisine sahip olma varlıkları
ile ölçebilmektedirler. Şüphesiz uzay teknolojisin uygulandığı uygulamaların
başında risk faktörünün belki de en fazla olduğu uçak endüstrisi
gelmektedir. Bu endüstri temelde incelendiğinde etkili faktörlerin başında
malzeme konusunun büyük rol oynadığı görülmektedir. Bilindiği gibi uçak
endüstrisinde kullanılan malzemelerden beklenen özellikler, yüksek
mukavemet, düşük yoğunluk ve kolay işlenebilirliktir. Genelde
bir sistem oluşturulurken öncelikle sistemi oluşturan unsurlar ve bu
unsurları etkisinde bırakan faktörler ele alınır. Konuya bu açıdan
bakıldığında uçak yapımında kullanılacak malzemelerin seçiminde; –Dizayn mukavemetinin ağırlığa oranı –Yorulma karakteristikleri –Çatlak yayılması davranışı –Baskın arıza tipleri –Hasar ve korozyon toleransı –Mevcut imalat kolaylıkları –Malzemenin maliyeti –İmalat maliyeti –Pazar
gerekleri
faktörleri önemli rol oynamaktadır. Gerekli mukavemet değerlerine sahip,
düşük yoğunlukta malzemeler seçildikten sonra onlara konstrüksiyonda
istenilen şekillerin verilebilmesi, ancak uygun kaynak yönteminin ve buna
bağlı olarak ısıl işlemlerin uygulanabilmesi için mümkün olabilmektedir.
Üretici firma, kaynak yapılabilecek parçanın hangi tip kaynak yöntemi ile,
hangi tip elektrot ve ilave metalin kullanılacağını ve hangi akım miktarı ve
kaynak hızı ile yüzey temizleneceğini ve diğer gerekli bilgileri formlarla
belirtirler. Uçak
endüstrisinde günümüzde en önemli konu malzemenin doğru olarak seçilip bir
bütün yapı içersinde değerlendirilmesidir. Uçak malzemelerini öncelikle,
metal esaslı ve kompozit malzemeler olarak iki grupta incelemek mümkündür.
Paslanmaz çelikler, nikel alaşımları, titanyum alaşımları ve alüminyum
alaşımları yaygın olarak kullanılan metal esaslı uçak malzemeleridir.
Kompozit malzemeler; metalik, organik veya inorganik esaslı yapı
bileşenlerinin kombinasyonundan oluşur. Matris, fiberler partiküller,
pullar, tabakalar başlıca yapı bileşenleri olup, fiberler, partiküller,
pullar, tabakalar kompozitin iç yapısını oluştururlar. Kullanılan matris
malzemesine göre kompozit malzemeler, yüksek rijitlik ve mukavemetleri, bazı
uygulamalarda mükemmel yorulma ömürleri, yüksek korozyon ve erozyon
dirençleri nedeniyle birçok endüstri kolunda tercih sebebidir. Son 30 yılda
reçine ve fiber teknolojisinde büyük gelişmeler sağlanarak geliştirilen
kompozit malzemelerde, konvansiyonel malzemelerin elastisite modüllerine
ulaşılmıştır. Bu nedenle kompozit malzemeler; kaplamalar, takviye
parçalarının kontrol yüzeyleri ve flaplarda kullanım alanları bulmuşlardır.
Kompozit malzemelerin imalata uygunluğu, bakım maliyetini düşük ve mekanik özelliklerinin iyi olması uçak tasarımında büyük avantaj sağlar. Sivil uçakların yapı elemanlarında kullanılacak kompozitlerin maliyetinin hesaplanması; yalnızca malzemenin maliyeti esasına dayandırılmamalıdır. Maliyet hesabı; direkt işletme giderleri ve yatırımın geri dönüşü gibi iki faktörün göz önünde bulundurulmalarını da gerektirir.
Kompozitlerin uygulama örneklerine göz atarsak; F-16’larda, yatay ve dikey
stabilize’nin yanı sıra, kontrol yüzeyleri de karbon-epoksi’dir. Boeing 757
ve 767’lerde; kontrol yüzeyleri karbon- epoksi motor kaportaları
karbon/aramid-epoksidir. Airbus A320 uçaklarında, spoilerlerde,
aileronlarda, kuyruk takımlarında, silindirik motor kılıflarında, karbon
takviyeli kompozitler kullanılmıştır. Gaz türbinli motorların dizaynında temel hedef performansı artırmak, ağırlığa karşı thrust oranını artırmak, yakıt tüketimini azaltmak ve direk çalışma maliyetlerini (DOC, direct operating cost) minimuma indirmektir. Bu işlemler aerodinamik yapı ve malzemelerde yapılan iyileştirmelerle sağlanabilir. Gaz
türbinli motorlarda kullanılacak malzemeleri şu özellikleri taşıması
istenir: * Malzeme ve üretim maliyetinin düşük olması. Bu işlem , motor yenileme maliyetleri ile uzun dönem bakım maliyetlerini azaltmak için istenir. * Düşük ağırlıklı malzemeler uçağın toplam ağırlığını azaltır böylece verim artmış olur. *
Fiziksel, termal ve mekanik özelliklerin iyi olması. Bu işlem, kompresörde
daha yüksek basınç oranları ve türbinde daha yüksek çalışma sıcaklıkları
elde edilmesini sağlar. Bugünkü motor dizaynları hala geleneksel metalurjik yaklaşıma bağlıdır ve alüminyum titanyum, nikel tabanlı alaşımlarda sürdürülen geliştirme birkaç sınırlı motor performansı iyileştirmeleriyle sonuçlanmaktadır. Gelecek yüzyılın motorları için güvenirlik , sertlik, mukavemet, yüksek sıcaklık kabiliyeti gereksinimleri sağlanmalıdır. Uçaklarda kullanılan alüminyum alaşımları başlıca iki ana gruba ayrılır: *2000 serisi alaşımlar: Bu alaşımlarda aluminyum dışındaki ana malzeme bakırdır. (ağırlık %4’e kadar kullanılır. Mukavemetini artırmak için magnezyumda eklenir.) * 7000 serisi alaşımlar: Alüminyumdan sonraki ana elaman çinkodur. Ayrıca az miktarda bakır ve magnezyum mukavemeti artırmak için eklenmiştir. Bunlara şekil verdikten sonra temperleme denen ısıl işlemler uygulanır ve sertleştirilir. Son
geliştirilen modern yolcu uçaklarında; Boeing-777 uçağının gövdesinde,
B737’nin 600/700/800 serilerinde kanat alt yüzeylerinde üstün özellikli
alüminyum kullanılmaktadır. Uçak motoru üreten firmalar, kompozit yapılı kapıların alüminyum olmasını tercih ederler; hedef ise %25 motor ağırlığından kazanmaktır. Prosedürde ise alüminyum petek yapılı kompozit kaplama, sandviç kullanımına rastlanmaktadır. Alüminyum petek yapı, alevin motorun çelik desteklerini etkilemesini önlemektedir. Optimum dayanıklılık ve uygun maliyet ile yüksek özgül modüllere ulaşabilmek için , kaplamalarda karbon fiber kullanımı tercih edilmiştir.
Havacılıkta son yıllarda yapılan temel bir atılım, metal malzeme yerine
kompozit malzeme kullanımı konusudur. Uçak yapısında kullanılan ileri
kompozitler, elyaf takviyeli kompozitlerdir. Genellikle epoksi matris içinde
sürekli elyaflar kullanılır. Uçak
yapılarında alüminyum alaşımlar gibi konvansiyonel malzemelerin yerini alan
kompozit malzemeler, düşük ağırlığa oranla yüksek mukavemet özelliğine
sahiptirler. Uçak yapısı için malzeme seçiminde önemli bir kriter olan
mekanik özelliğin yoğunluğa oranı ile ifade edilen, özgül mekanik özellik
değerleri karşılaştırıldığında bor / epoksi ve karbon / epoksi kompozitlerin
konvensiyonel malzemelerden önemli farklarla üstün oldukları görülmektedir.
Uçaklarda
kullanılan malzemelerin en gelişmişi titanyumdur. Aynı mukavemete sahip
çelikten %44 daha hafiftir, ısıya direnci çok yüksek olup korozyona dayanımı
mükemmeldir. Fakat, işlenme, şekil verme zorlukları ve de pahalılığı
nedeniyle uçakların çok kritik yük taşıyan bağlantılarında, motorların
etrafında ‘ısı kalkanı’ olarak ve jet motorlarının yüksek ısı gören
bölümlerinde ve türbin palelerinde kullanılır. Uçak
tasarımında ilk olarak kullanılan kompozitler cam elyaf kompozitlerdir.
1944’lerde cam elyaf reçineli kompozit plakalar ağaç çekirdeğin yüzeylerine
yapıştırılarak sandviç paneller şeklinde kullanılmıştır (Phillips,1987).
Kompozit yapıların uçak tasarımındaki yaygın kullanımı 1960’larda
başlamıştır(ABD’de bor elyaflar, İngiltere’de ise grafit elyaflar). Grafit/epoksi kompozitlerin sivil yolcu uçaklarındaki ilk uygulamaları Boeing 727’lerin gövde kaplamasında gerçekleştirilmiş ve %14 ağırlık kazancı sağlamıştır (Brooks,
etal,1980). Boeing 737’lerin aerodinamik frenleri grafit/epoksi kompozitten
üretilmiştir ve 1981’den itibaren 22000 uçuş saatlik kullanımları esnasında
önemli bir problemle karşılaşılmamıştır. Bu uçaklarda kompozit kullanımıyla
%15’lik bir ağırlık kazancı sağlanmıştır (Noton, 1974). Tablo
1'de kompozit malzeme kullanımı ile konvensiyonel malzemelere oranla elde
edilen ağırlık kazançları verilmektedir. 1980’lerde Boeing 757 ve 767’lerde
kuyruk grubunda kumanda yüzeylerinde kanatçıklarda ve flaplarada grafit
/epoksi kullanılmıştır(Schwartz, 1984). Boeing uçaklardaki ana iniş takımları kapakları karbon fiber kompozitlerden üretilmiştir. Burun iniş takımları kapakları hibrid kompozitlerden üretilmiştir. Spoiler
iç malzeme olarak petek yapılardan oluşturulmuştur. Üst kısım kevlar epoksi
ile iç malzeme nomex petek yapı malzemedir. İstikamet dümeni
karbon/epoksilerden oluşturulmuştur. Dikey dengeleyici hibrid kompozitlerde
ve can fiber kompozitlerden imal edilmiştir. Petek yapılar spoilerde,
kanatçıklarda, flaplarda ve hava frenlerinde genelde nomex petek yapı
kullanılmıştır. Yatay ve dikey dengeleyicilerde grafit/epoksi ve hibrid
kompozit kullanılmış olup kanatlarda ve motor kapaklarında hibrid kompozit
kullanılmamıştır. Airbus
uçaklarda kompozit kaplama uygulamaları; A310 , A300-600 modelleri ile
başlamıştır. Airbus 310-300’ün önemli ana elemanları kompozit malzeme ile
üretilen ilk uçak denilebilir. Kompozit malzemeler sağladığı özelliklerle ağırlık ve üretim maliyetleri ikincil yapılarda korozyonda korumada ve hayati yorulma potansiyelleri çok iyidir. Kompozit
malzemeler, gelişen teknoloji ve imalat yöntemlerine yönelik yapılacak
çalışmalarla, gelecekte yüksek mukavemet elamanı olarak kullanılacak olan
malzemelerin başında gelecektir. Bu çalışma sürecinde temel olarak ele
alınacak üç tip özellik vardır. Bunlar; yoğunluk, yüzey düzgünlüğü ve
ekonomikliktir. Yüksek sıcaklık, kompozitlerinin gelişimi, yapısal
düzgünlüğüne sahip elyafların ve birbirleri ile daha uyumlu çalışan
matrislerin gelişimine paralel bir ilerleme kaydetmektedir. Düşük maliyetli elyafların ve malzeme işleme tekniklerinin geliştirilmesi ile kompozitlerin kullanım alanları daha da yaygınlaştırmaktadır. Polimerlerin ve metal matrislerin işlenme teknikleri konusunda yapılan çalışmalar kompozitlerin gelişimine hız katmaktadır. Fakat gelişmelerin büyük bir kısmının seramik matrislere yönelik olacağı düşünülmektedir. |