OZON

Ahmet Akın DİLER / Kaptan Pilot
THY Uçuş İşletme Başkanı

1980’li yıllarda Antartika üzerindeki ozon deliği atmosferin insan tarafından tahrip edilmesinin dramatik bir örneğidir.

Atmosferin içindeki ozon, stratosphere’de yerden yaklaşık 15-40 km’ler arasında bulunur. Ozon 3 adet oksijen atomundan oluşan bir gaz olup, güneşten gelen zararlı ultraviyole ışınlarını emer ve dünya satıh ısısının kaybolmasına da mani olur.

Ozon tabakasındaki büyük deliğin tespit edilmesi, insanlığın çevresine verdiği zararın ilmi olarak belirlenmesidir. Aynı zamanda 1970’lerden itibaren çevrecilerin ozon tabakasının, yüksek irtifalarda uçan uçaklardan, aşırı derecede suni gübre kullanılmasından, endüstiriyel çalışmalardan açığa çıkarılan chorofluorocarbons (CFCs)’nun atmosfere salınmasından doğan korkularınıda teyit eder niteliktedir.

Ozon Tabakası
Ozon tabakası ufak görünümüne rağmen atmosferin önemli tabakasını oluşturmaktadır. Anlatılması düşünüldüğünde ozon tabakası dünyayı 3mm kalınlıkta sarabilecek büyüklüğe sahiptir. Ozon, solar radyasyonun en fazla olduğu tropical kuşak üzerinde bulunur. Yüksek irtifa rüzgarları ile de dünya çevresine yayılır. Solar aktivitesinin artması ve volkanik olaylarda çıkan gaz ve tozlar sonucu ozon miktarında azalma olabilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Philippines’de 1991 yılında Mount Pinatuba yanardağının faaliyete geçmesinden sonra volkanik maddelerin atmosfere dağılışı (üst resim)

Volkanik küllerin dünyaya yayılışı ve alçak irtifalarda şekillenmesi (alt resim)

İnsanın sebep olduğu ve atmosferin üst tabakalarına erişebilen uzun süreli kirliliklerde ozon dengesini, CFCs’lar da chlorine bileşiklerine dönüşünce ozon tabakasının normal oluşum sürecini bozar. Bu kombinasyon  Antartika üzerinde, güney yarımkürede süren kış mevsimi sonunda meydana gelir. Her Ekim ayında Antartika üzerinde atmosfer içindeki aşırı soğuk tabakalar buz bulutlarını oluşturur ve CFCs’leri içlerinde hapsederler. Kış sezonu sonunda güneş ortaya çıktığında, güneş ışığı, buz bulutları ve CFCs kombinasyonu ozonu tahrip eden bir karışım oluştururlar.

Antartik Ozon’u
1980’li yılların Ekim aylarında Güney kutbu üzerindeki ozon miktarı alçak seviyelere kadar ölçülerek kayıt altına alındı. Mevcut bilgilerdeki şok gelişmeler ilim dünyasını 1987 yılında Montreal Protokolu yapılmasına daha sonralarıda 1990 ve 1992 yıllarında ilave değişiklikler yapılarak endüstiriyel ürünlerin bazılarının imalatına son verilmesini sağlamıştır. Ani olarak yapılan bu çalışmalar zararlı CFCs’lerin kullanımını 5 senede %40 azaltmıştır. 1994 yılı itibarıyla Antartika üzerindeki ozon tabakası hemen hemen tahrip olmuş durumdadır. O tarihten günümüze kadar ozon tabakası tahribi devam etmektedir.

 

Antartika üzerindeki bozulmalarda kırmızı renk ile alçak irtifalar pembe, mavi ve sarı  renk ile yüksek irtifalar  gösterilmektedir.

Dünyanın diğer bölgelerindeki ozon seviyesinde meydana gelen değişikliklerin önceden tahmin edilmesi çok zordur. Stratosfer içindeki ozon da son yıllarda çok az düşüş olduğu, bunuda CFCs, solar radyasyon ve 1991 yılında Filipinlerde meydana gelen Mount Pinatuba yanardağı patlamasının sebep olduğu düşünülmektedir. Kuzey kutbu üzerindeki ozon tabakası ölçümlerine her kış ayı devam edilmektedir. Tahribat güney kutbu üzerindeki ozon tabakasına göre  daha az görünümdedir. Çalışmalar ozon tahribatının Avusturalya ve Yeni Zelanda üzerinde de olduğunu göstermektedir.

Alçak Seviye Ozon’u 

Alçak seviye ozonu ile alakalı problemler tamamen değişiktir. Bazı şehirlerde yaz aylarında, dahili yanmalı motorlardan çıkan gazların parlak güneş ışığı içinde photochemical duman oluşturması ozonu tahrip eden kirliliklerden birini meydana getirmektedir. Sonuç olarak alçak seviye ozon seviyesi tahribi konuşlu bölgelerde artmaktadır. Keza alçakseviye ozon tabakasıda ultraviole ışıklarını önlemekte bu nedenle de ürün ve insan sağlığının zarar görmesine mani olmaktadır.