İŞYERİNDE PERFORMANSI
YÜKSELTMENİN SIRLARI 

İbrahim KORU / Uçak Teknisyeni

İnsan kaynakları uzmanı şahıs ve kuruluşlar, özellikle lider yönetici konumundakilere maksimum performans için neler tavsiye ediyorlar?

 

Başarıyı ve gelişmeyi ani bir adım değil, zaman içinde ulaşılacak hedef olarak kabul edin. Bir dağın zirvesine tırmanıncaya kadar yüksekliği ölçmeye kalkışmayın, zirveye çıkınca ne kadar alçak olduğunu görürsünüz.
 

Potansiyelinizi sonuna kadar kullanıp kullanmadığınızı iyi tesbit edin, bu noktada kendinizi aldatmayın.
 

”Zürafa gibi düşünmek” tabirini önemseyin, bakışlarınızı en yukarıdaki yapraklara yoğunlaştırın. Çünkü zürafa,  yerdeki sararıp solan yapraklara eğilmez; çömelmeyi, eğilmeyi, kambur durmayı bilmez. Sizde ileriye dönük,  yani uzun vadeli fikirler üretin ve devamlı gelişip değişin.

Performansınızı azami seviyeye çıkarabilmeniz için birden fazla yönünüzün bulunmaması gerekir. Hedefler çoğaldıkça performans düşer. Kalıcı bir disiplin anlayışı sizi zirvelere daha kolay taşır. Disiplinden makinalaşmayı anlamamalısınız; planlı ve prensipli olmak ayrı şeylerdir, robotlaşmak ayrı şey…

Sadece bilgi bakımından donanımlı olmanız yetmez, bol bol pratik yapın ve tecrübe birikiminizi zenginleştirin.

Bazı kişiler kendilerini zaman zaman güçsüz, zayıf ve hedefsiz hissederler; hiç bir şey yapamayacaklarını düşünürler. Halbuki her şey yapabilirsiniz; kendinizi çaresiz, küçük ve hor görmeyin.
 

Şeffaflığı elden bırakmayın; olduğunuz gibi görünün, göründüğünüz gibi olun. Üstün performansın yolu, üstün ahlak ve fazilet değerlerinden geçer. Kıymetinizin bilinmesini istiyorsanız, hayatta birçok fazilet sahnesine imza atmış olmalısınız. Başarınız arttıkça, performansınız yükseldikçe değerleriniz ve özellikleriniz de artsın. Aksi halde eskisinden daha kötü durumlara düşebileceğinizi unutmayın.
 

İşin anlam ve önemi, geleceğe ait proje ve hamleleriniz, şirket organizasyonu, departmanlar, verimlilik konularında elamanlarınızı bilgilendirin, motive edin. Ne yapmak istediğini, nereye varmayı hedeflediğini iyi bilmeyen eleman beklenen performansı gösteremez.

Kimden gelirse gelsin, her türlü teklif, eleştiri, tavsiye, dilek, istek ve şikayetlere açık olun. Çözülen problem, yükseltilen performans demektir.

Alacağınız karar veya yapacağınız değişiklik hakkında elemanlarınızın fikirlerine müracaat edin. Özellikle de onların işini doğrudan etkileyen konularda…

Elemanlarınızı bir  başarı ortaya koydukları zaman bizzat tebrik edin.
 

Kendisine zor ulaşılan bir konum sergilemeyin, elemanlarınız size istedikleri zaman ulaşabilsinler, onlarla

görüşün fikir alışverişi yapın.  
 

Çalışma ortamınız şeffaf güvenli ve ferah olsun. Elemanlarınız işyerinde bulunmaktan zevk alsınlar.

Firmanızın ekonomik durumu başarıları, kayıpları ve içinde bulunduğu gerçek durum hakkında elemanlarınızı bilgilendirin.

Şirketle ilgili bir karar alma sürecinde elemanlarınızın görüşlerine mutlaka başvurun, atacağınız adımların riskine onları da ortak edin.

Elemanlarınızın, şirkete kendi mallarıymış gibi bakmalarını ve bu sahiplik duygusuyla çalışmalarını sağlamanız, motivasyon açısından bir yöneticinin en önemli başarısıdır. Bunu da onların şahsi problemleriyle de yakından ilgilenerek gerçekleştirebirsiniz.

Elemanlarınız üstün başarı gösterdikleri zaman, yerlerinde saymasın, mükafatsız kalmasınlar.

Ekip olarak hedeflerinize doğru attığınız her önemli adım için özel proğramlar, sosyal faaliyetler düzenleyin.    

Unutmayın: Kendi motivasyonunu sağlayamamış yönetici, elemanlarını motive edemez.
 

TMI (Time Maneger International) önderliğinde ABD’de yapılan bir araştırma sonucuna göre, çalışanlar yetersiz performanslarına sebep olarak, “ellerinden gelenin en iyisini ortaya koymaları için iyi motive edilmediklerini” gösterdiler. Yani anlaşıldı ki, yöneticiler insan gücünü layıkıyla harekete geçiremiyorlar, çalışanları ellerinden gelenin en iyisini yapmaları yönünde motive edemiyorlar.
 

“Her zaman elinizden gelenin en iyisini yapar mısınız?” sorusuna çalışanların sadece yüzde 25’i “Evet!” dedi.

Soruların sorulduğu kişilerin yüzde 50’si “işlerinden kovulmayacak kadar gayret gösterdiklerini söylediler.”

Çalışanların yüzde 75’i “şimdiki hallerinden çok daha verimli olabileceklerini” söylediler. Yüzde 85’i de başkasına çalışmaktan bıktıklarını, bir an önce küçük çapta da olsa kendi işlerini kurmak istediklerini ifade ettiler.
 

Sözkonusu araştırma, ABD’de yapıldı ama durum sanayileşmiş veya sanayileşmekte olan ülkelerle Türkiye’de de farklı değil..

Türkiye’de bir meşrubat grubunun yönetim kalitesi temsilcisi, fabrikada olan şu olayı  anlatıyor:

Şişelenen ürünler banttan geçerken bir kısmı düşer. İşçilerden birisinin görevi de bu bant makinesinin başında durup, düşen şişeleri düzelterek yeniden bantın üzerine koymaktır. Birgün bölüm şefi bu işçiye dönüp şöyle der:

Ahmet, şu şişelerin devrilmesine bir son verebilirsek zamandan çok kazanacağız!

Ahmet’de bir kartonu alır, büker ve şişelerin düşmesini engelleyecek şekilde bant makinesine yerleştirir.

Şef sorar: Madem bunu biliyordunda neden daha önce yapmadın?
 

Ahmet’in verdiği cevap son derece düşündürücüdür;

Efendim, siz bana, düşen şişeleri kaldırma görevini verdiniz. Eğer ben bunu daha önce yapmış olsaydım; görevini hakkıyla yerine getirmeyen, işin kolayına kaçan bir insan konumuna düşerdim.

Evet anlaşılan o ki çalışanların şahsi kalitelerinin yükseltilmesinden sadece kurum fayda sağlamıyor; kalitenin her şeyden önce şahsi bir konum olduğunun çalışanlara anlatılması ve onlara fırsat verilmesi gerekiyor.Aksi halde yetenekler ortaya çıkmıyor, istisnalar haricinde kimse elinden gelenin en iyisini yapmaya yanaşmıyor.
 

Kaynak: GENÇ BEYİN YAYINLARI