GÜNEŞ FAKTÖRÜ
Selahattin Gül

Yoğun olarak uçan pilot ve kabin ekipleri, sık sık kozmik ışınlar adı verilen nötron ve gama ışınlarına maruz kalırlar. Atmosferin bu ışınlara karşı gösterdiği "koruma kalkanı" görevi, atmosferin üst tabakalarına doğru yükseldikçe azalır ve kozmik ışınların şiddeti daha belirgin hale gelir.

Radyasyonun şiddeti ayrıca, dünyanın enlem derecelerine  bağlı olarak da farklılık gösterir. En kuvvetli etkisi kutuplarda görülür. bunun nedeni, yeryüzünün manyetik alan gücünün bu bölgelerde "koruma kalkanı" etkisini azaltmasından dolayıdır.

Radyasyon etkisinde kalma, güneşin yaydığı ışınlara bağlı olmakla birlikte, etkide kalma süresiyle orantılıdır.

1991 yılında, Uluslararası Radyoloji'den Korunma Koalisyonu ('ICRP) uçuş ekiplerinin bu doğal radyasyona daha az maruz kalmaları için bazı tesbitler yapmış ve bunu yılda maksimum 20 mSv (mili-Sievert) olarak kabul etmiştir. Bu limit, diğer meslek grupları için 1 mVs olup, teknik ve diğer şartlara bağlı olarak 2.5 mSv olabilir.

Söz konusu komisyon, bu tür radyasyonun etkisini izlemek ve sağlık konusunda düzenlemeler yapmak için konuyu tartışmaya açmıştır.

Hesaplamalara göre 30-40 bin feette uçan bir uçağa etkiyen kozmik radyasyon 5-8 mikroSv civarındadır.  Bu değer, Concorde uçağı için 12-20 mikro-Sv'dir. Takriben yılda 200 saat gibi sık uçan bir yolcu için yıllık miktar 1 mSv olmaktadır.

Bu konuda çalışmalar yapan araştırıcılar, Los Angeles ile Frankfurt arasında yılda 700 saat uçan bir ekibin maruz kalacağı radyasyon dozunun 4,5-4,7 mSv olacağını ve 20-30 yıl uçan ekiplerde ise bu dozun kümülatif miktarının 80-180 mSv mertebesinde olacağını söylemektedirler.

Hiroşima ve Nagazaki'deki atomik felaketlerden kurtulanlar üzerinde yapılan ölçümlerden haraket edilerek kansere yol açabilecek dozun şiddeti konusunda risk tahminlerinde bulunulmaktadır. 100 mSv için risk 1.06'dır. Bunun anlamı şudur; bu etkide kalmış bir kişi % 6 oranında kansere, diğer insanlara göre daha yakındır.

Bununla birlikte, bütün bunlar bir hesaplama modeline dayanmaktadır. Çünkü, henüz uçuş ekipleri arasında ciddi bir tıbbi araştırma yapılmış değildir. Böyle bir araştırmanın yapılması oldukça zor gözükmektedir. Zorluk, etken faktörler arasında olan motor yakıt dumanlarının etkisinin veya cihazların neşrettiği elektromagnetik etkilerin, uçuş ekibine güneş radyasyonuyla aynı anda ve sürelerde tesir etmesinden ve dolayısıyla bunların ayırtedilme zorluğundan kaynaklanmaktadır.

Uçuş ekiplerinin daha sık sağlık taramasından geçmesi ve bir çok hastalığın daha başlangıç aşamasında tesbit edilmesi de ayrı bir faktördür.

Her şeye rağmen tıbbi araştırmalar hızla  artmaktadır ve konuyla ilgili bir çok yayın yapılmıştır. Kuzey Avrupalı bazı ülkeler ve Amerikan Hava Kuvvetlerindeki pilotlar için yapılan araştırmalar bu konuya örnek olarak verilebilir.

Kuzey Avrupa için yapılan bir araştırmada, 1996 yılında 2740 pilot üzerinde yapılan inceleme kayda değer yaygın bir kanser artışı görülmemekle birlikte, diğer mesleklerdeki kişilere göre deri, beyin ve prostat kanserinde nisbeten hafif bir artış olduğunu da göstermiştir. British Airways'in yaptığı araştırmalar da bu sonuçlarla paralellik göstermektedir. Bunun yanısıra uçucu personelin, süreç içerisinde diğer meslek gruplarına göre daha hızlı bir şekilde sigara içmeyi terk ettiği için akciğer kanserine yakalanma riski de azalmıştır.

Finnair'in 1995 yılında 1577 bayan, 187 erkek uçuş personeli üzerinde yaptığı araştırmada ise; kadınlar arasında göğüs ve kemik kanserinde artış görülmüştür. 2001 yılında Icelandic uçuş ekiplerinde de göğüs kanserindeki artış benzer şekilde olmuştur. Kabin personelinin maruz kaldığı radyasyon dozu, bu hastalıkların meydana gelmesi için küçük görülebilir. Göğüs kanserinin oluşumuna etkisi olduğu düşünülen fakat araştırılmakta olan konu ise, hanımlarda geç yaştaki doğumların etkisidir.

Karşılaşılan örneklerin bölgesel ve çok küçük çalışmalar olarak değerlendirilmesi üzerine dokuz Avrupa ülkesi ESCAPE (European Study of canser risk amoung Airline Pilots and cabin Crew) adı verilen bir teşkilatı 1997 yılında kurarak daha kapsamlı araştırma yapmaya başlamıştır.

Böylece veriler daha sağlıklı toplanacak, yaygınlaşacak ve değerlendirilebilecektir. Mevcut tesbit, kanser riskinin %10 oranında arttığıdır. Bu bilgi daha çok kabin ekiplerinin göğüs kanseri riski üzerinedir.

Bundan sonraki incelemeler, radyasyona daha fazla maruz kalanların nisbeten değişik rotalarda daha az uçan ekiplere göre analizini de yapma üzerine olacaktır. Çünkü, sadece radyasyon ölçümleri yeterli bilgiyi sağlayamamaktadır. Yıllık veya ömür boyu alınan radyasyon dozu, bir kez yapılan ölçüm miktarından haraket edilerek hesaplanmaktadır. Bu yaklaşım, hesaplamalar için gerekli bir kriter olmakla birlikte, kabin ekipleri için yapılan heseplamalarda çok doğru kabul edilmez.

Mevcut bilgilere göre; pilotlar, kabin ekipleri ve sık uçan yolcular arasındaki kanser vakalarında güneş radyasyonunun bir katkı yaptığı henüz tam olarak bilinmemektedir.

Bunun için daha ayrıntılı incelemelerin yapılması gerekecektir. Yaklaşık 80 bin uçuş personeli bu program kapsamında halihazırda incelenmekte ve bu konuda çok sayıda bilim adamı projeler yürüterek yeni sonuçlar oluşturmaktadır.