GALLIA

Geçen sayıda, Romalı tarih yazarı Publius Cornelius Tacitus’un bıraktığı bilgilerden yararlanarak, ilkçağda, Germanya’da yaşayan halkların örf ve adetlerinden kısaca bahsetmiştik. Bu sayıda, M.Ö. 100 ile 44 yılları arasında yaşamış olan Romalı devlet adamı ve komutan Gaius Iulius Caesar’ın “ Bellum Gallicum* – Galya Savaşı “ isimli kitabından yararlanarak, günümüzde Fransa ve Belçika’nın yer aldığı topraklarda, yani ilkçağın Galya’sında yaşayan insanların örf ve adetlerinden bahsedeceğiz. 

Romalılar’ın Galyalılar’la temasları zaman içinde Caesar’dan daha gerilere uzanır. Romalılar  M.Ö. 121 yılında, Galya’nın İtalya’ya komşu topraklarını işgal etmişlerdi.  M.Ö. 58 yılında, bazı Gal kabilelerinin bu topraklardan geçmeye kalkışmaları üzerine Caesar’ın komutasındaki Roma orduları Galya’ya girdiler ve 7 yıl süren  mücadeleler sonunda  Germanya sınırlarına kadar uzanan Gal topraklarını işgal ettiler.

Caesar’ın söz konusu kitabında güzel bir üslup içinde, bu harbin safhaları anlatılır ve yer yer de, çağımızda batı kültürünü temsil eden Avrupa halklarının iki bin yıl önce aynı topraklarda  yaşamış olan barbar cedlerinin uygarlık düzeyleri hakkında çarpıcı bilgiler verilir.  

Caesar kendisinden üçüncü şahıs olarak bahsettiği kitabında Galyalılar hakkında şöyle yazmış :

“ Bütün Galya’da sayılan ve sevilen şahıslar Druid’ler ve şövalyeler olarak iki sınıfa ayrılırlar. Halka gelince, hemen hemen esir telakki edilirler. Kendiliklerinden hiçbir işe girişmedikleri gibi, herhangi bir mesele hakkında  fikirlerine de danışılmaz. Çoğu ya borç, veya  vergilerin yükü, ya da kudretli adamların fenalıkları altında ezilerek kendilerini derebeylerine köle olarak satarlar. Gerçekten bunların üzerinde onlar, bir efendinin kölesi üzerindeki bütün haklara sahiptirler. Toplumun egemenlerinden olan Druid’ler  din işleriyle uğraşırlar, resmi ya da hususi kurban töreni yapar, ayinlere ait meseleleri yorumlarlar. Pek çok gençler ders almak için onların etrafına toplanır, son derece saygı gösterirler. Çünkü genel ya da özel bütün sorunlu durumlarda kararı bu adamlar verir, mükafat ve cezayı bunlar tayin ederler. Herhangi bir şahıs ya da kabile bu kararları yerine getirmediği takdirde Druid’ler onları kurban kesmekten men ederler ki bu en ağır cezadır. Bu şekilde men edilenler dinsiz ve cani sayılırlar. Herkes artık bu lanetlenmiş insanlarla münasebetten sakınır, konuşmaktan çekinir.

Bütün bu Druid’lerin tek bir reisi vardır, aralarında en büyük otoriteye sahiptir. Öldüğü zaman ya mevki itibariyle diğerlerinden üstün birisi onun yerine geçer, yahut da eşit rütbede olanlar çok ise, Druidler’in reyine müracaat eder, hatta bazen silah kuvvetiyle reislik için mücadele ederler. Bu Druidler senenin muayyen bir zamanında, bütün Galya’nın merkezi sayılan bir bölgede, mukaddes bir yerde toplanırlar. Bütün kavgalı olanlar her taraftan buraya gelir ve Druidler’in verdikleri karar ve hükümlere boyun eğerler. Hayat nizamlarının Britanya’da keşfedilerek oradan Galya’ya  geçtiğine inanırlar. Bu konuyu daha derin incelemek isteyenler, çok kere onu öğrenmek üzere Britanya’ya giderler. (Yeri gelmişken ekleyelim : Aynı çağlarda Britanya Adaları’nda yaşamakta olan halklar da örf ve adetleri bakımından Kıta Avrupa’sındakilerden farklı değillerdi. Esasen bu adalarda yaşamakta olan insanların bir kısmı eski zamanlarda İspanya’dan, Germanya’dan ve Galya’dan gelmişlerdi. Britanya’ya daha sonraları gelip yerleşen ve isimleri bu ülkeye verilen Britonlar da çağdaş uygarlıktan uzak kalmış barbar insanlardı.

G.I. Caesar, donanmasıyla Britanya kıyılarını da istila etmiş, ancak bölgenin Romalılar tarafından büyük ölçüde işgali daha sonraki yüzyıllarda mümkün olmuştur.)

Galyalılar’ın öğretilerinin özünü ruhun ölümsüzlüğü teşkil eder. Ruhların ölmediğine, bedenin ölümüyle ruhun bir başka kişiye geçtiğine inanırlar. Bu itikat ölüm korkusunu ortadan kaldırdığı için savaşlarda onları kahramanlığa sevk eden en büyük teşvik addedilir.

(Caesar’ın yazdıklarına yine tarihçi Tacitus’tan yararlanarak ilave edelim :

“Galyalılar, tehlikeye atılmakta aynı cesareti, buhranlı zaman gelip çattığında çekilmekte aynı korkaklığı gösterirler.”)

Diğer toplum katmanını oluşturan şovalyelere gelince ; bunların hepsi fırsat düştükçe, herhangi bir harb çıktığı zaman savaşla uğraşırlar ve herbiri asalet ve zenginliğinin derecesine göre etrafında ücretli askerler ve bendeler bulundurur. Bu onlar tarafından tanınan yegane kuvvet ve nüfuz alametidir.

Galler kendilerinin Dis  dedikleri karanlık ve ahiret tanrısından doğduklarına inanırlar. Bu nedenle de zamanı günlerin değil gecelerin sayısıyla ölçerler.

Bütün Gal milleti dini ayinlere çok büyük bağlılık gösterir. Bu yüzden fazla ağır hastalıklara yakalanmış olanlar veya harbde tehlikeye maruz kalanlar, ya kurban olarak insan keserler, yahut keseceklerine dair adakta bulunurlar. Bu gibi kurbanlarda Druidler’i rahip olarak kullanırlar. Bir insan hayatı yerine bir insan hayatı kefaret olarak ödenmediği takdirde ölümsüz tanrıların gazaplarının teskin edilemeyeceğine inanırlar. Umumi hayatta da hususi hayatta olduğu gibi kurban merasimi yaparlar. Bazıları  fevkalade muazzam heykeller yaparak sazlardan örülmüş uzuvlarını diri diri insanlarla doldururlar, sonra ateşleyerek yakarlar. İnsanlar alevler içinde can verirler.

(Caesar’ın yazdıklarına ilave edelim: Gal tanrısı Taranis’e adanan kurbanlar böyle yakılarak, tanrı Teutatis’in kurbanları ise boğularak öldürülürdü, tanrı Esus’un kurbanları da ağaçlara asılarak parçalanırdı.)

Savaşlarda galip geldiklerinde, esir ettikleri bütün canlı mahlukları tanrılarına kurban ederler. 

Erkekler, karıları ve çocukları üzerinde ölüm dirim hakkına maliktirler.

Cenaze törenlerine büyük önem verirler. Toplumda itibar sahibi olan varlıklı biri öldüğünde, tarafından sevildiği bilinen köleleri ve bendeleri de cenaze töreninin sonunda ateşte yakılırlar.

Yukarıda kısaca örf ve adetlerinden bahsedilen, yaşadıkları çağın uygarlık düzeyinin gerisinde kalmış bu insanlar, Batı Roma İmparatorluğu’nun M.S. 476 yılında yıkılmasını takip eden yüzyıllar zarfında, Roma’nın mirası üzerinde giderek hıristiyanlaştılar, medenileştiler ve  sonunda bu topraklarda Fransa ile Belçika devletleri ortaya çıktı. 

( * ) Bellum kelimesi Latince’de savaş anlamına gelmektedir. “ Si vis pacem, para bellum ” diye bir söz vardır. “Eğer barış istiyorsan, savaşa hazır ol.” Buradan yola çıkılarak meşhur bir tabanca modelinin adı üretilmiştir ki, meraklıları arasında bu silaha, ekseriya yanlış telaffuz edilerek parabellum yerine barabellum denilir.