| YER ÇEKİMİ Yurdaer İhsan Aksoy |
|
Aristoteles
ilkçağın en önemli düşünürleri arasında yer alır. M.Ö. 384 yılında
Yunanistan’ın Stageira kentinde doğmuş, 322 yılında Khalkis’te ölmüştür.
Yaşamı boyunca mantıkla, ahlakla, politikayla, tarihle, hitabetle,
edebiyatla, fizikle ve metafizikle ilgili konularda, insanlığın düşünce
dünyasında etkileri çağımıza kadar uzanan pek çok eser bırakmıştır.
Atina’da, Lykeion ( lise ) okulunu kuran Aristoteles burada öğrenciye
ve dinleyiciye yönelik dersler vermiş, bu arada
9 yıl boyunca da Makedonya kralı II. Philippos’un oğlu
Aleksandros’a ( Büyük İskender’e )
öğretmenlik yapmıştır. Üstün kafa yapısına ve düşüncelerindeki
entelektüel berraklığa rağmen, Aristoteles fizik bilimlerinde ve özellikle
astronomide tümüyle yanlış olan görüşler de ileri sürmüştür ki
cisimlerin serbest düşmesine dair görüşleri bu konuda tipik bir örnektir.
Aristoteles
: “ Belirli bir ağırlık,
belirli bir uzaklığı, belirli bir zamanda geçer ( düşer ), daha büyük
bir ağırlık, aynı uzaklığı daha az bir sürede alır; süreler, ağırlıklarla
ters orantılıdır.” demektedir. Bu ifade kısaca söylemek gerekirse
“ belli bir yükseklikten aynı anda bırakılan cisimlerden ağır olanı
yere daha çabuk varır “ anlamına gelmektedir ki böyle ağırlıklarla
yaşadığımız günlük tecrübelere göre bu ifade hepimizce makul görülmelidir.
Ancak serbest düşmenin doğasına
ait bu görüş, yanlıştır. Aynı kas gücümüzle farklı uzaklıklara
farklı hızlarla fırlatabileceğimiz ( demir olsun, tahta olsun ) ağırlıkları
farklı iki cismi, yüksek bir yerden aynı anda bıraktığımızda, bu
cisimler yere aynı anda varırlar. Bu olay, bir doğa kanununun
gereği olarak böyle cereyan eder.
Cisimler ( örneğin Newton’un elması ),
Albert Einstein’a gelinceye
kadar inanıldığı gibi “ yer “ onları çektiği için düşmezler,
“ yer çekimi “ diye bir kuvvet yoktur. Bu konuya ileride değineceğiz.
Serbest
düşme olayı sırasında, havanın daha hafif cisim üzerinde muhtemelen
bir miktar geciktirme etkisi olacaktır ki bu takdirde de sonuç,
bu doğa kanununun doğru olmadığı anlamına gelmez. Nitekim
havası boşaltılmış uzun tüplerle yapılan deneylerde bir kuş tüyü
de, kurşundan yapılmış bir malzeme de tüpün tabanına aynı anda varırlar. Aristoteles’in
doğa üzerine söylemiş olduğu bir çok şey gibi bu konu da
kolaylıkla tecrübe edilip yanlışlığı ispat edilebilecek iken biri
çıkıp bunu yapmadığı için
binlerce yıl şüphe edilmeden kabul edile gelmiştir. Aristoteles’in
doğa olayları hakkında doğru ya da yanlış
görüşlerinin asırlar boyunca soruşturulmadan kabul görmesinin
en önemli nedeni, islam alimlerinden özellikle İbni Sina ve İbn Rüşd’ün
eserleri vasıtasıyla batıya
intikal eden bu görüşlerin katolik
kilisesi tarafından da dini inançlarla uyumlaştırılmak
suretiyle benimsenmiş olmasıydı. Dolayısıyla,
ortaçağ Avrupa’sında Aristoteles’in görüşlerine katılmamak,
kiliseye karşı olmak anlamına gelmekteydi. Aristoteles’in
otoritesine karşı çıkarak serbest düşme konusunu bütün boyutları
ile ele alan ve yaptığı çeşitli deneylerle vardığı doğruları,
yazılı ve sözlü açıklama cesaretini gösteren ilk bilimadamı 1564 yılında
İtalya’nın Pisa kentinde doğmuş olan Galileo Galilei’dir. Galileo,
meşhur Pisa Kulesi’nde yaptığı serbest düşmeye ilişkin
deneyleri, çalışma odasında, oluklu eğik düzlemler vasıtasıyla sağladığı
yavaşlatılmış serbest düşme ortamlarında da tekrarlayarak farklı ağırlıktaki
metal kürelerin zemine aynı anda vardığını ispatlamış, bir tür su
saati kullanarak yaptığı bu çalışmalarının sonucunda serbest düşme hareketine ait hız, zaman ve ivme değerleri
arasındaki bağlantıları da bulmuştur. Bilimin
mekanik alanında önemli keşifler yapan Galileo, Flanders kentinin gözlükçüleri
tarafından icad edilmiş olan dürbünü geliştirerek yaptığı
teleskoplarla gökyüzünü
de incelemiş ve bu alanda da önemli keşiflerde bulunmuştur. Galileo
astronomi alanındaki bu keşifleriyle, Aristoteles’in vaktiyle evrenin
yapısı hakkında da tümüyle yanlış görüşler ileri sürmüş olduğunu
ispatlamıştır. Bir
bilimadamı olarak Galileo’nun en bariz vasıflarından biri bilimsel
araştırmalara ilk defa deney kavramını getirmiş olmasıdır. O, doğanın
işleyişine dair meselelerde otorite kabul edilen insanların görüşlerini,
çağında yaşayanların hep yaptığı gibi, olduğu gibi kabul etmeden,
doğruluklarını deneyerek tahkik etmek yolunu seçmiş ve neticede,
yukarıda anlattığımız gibi ( katolik kilisesi tarafından da )
doğruluğuna inanılan bazı görüşlerin yanlışlığını ispat etmiştir.
Bu nedenle de otoritesi sarsılan kilisenin husumetini üzerine çekmiştir.
Aristoteles’in
kilise tarafından da benimsenen, Dünya’nın
evrenin merkezinde yer aldığı ve her şeyin bu sabit merkez etrafında
döndüğü şeklindeki görüşüne karşı çıkıp Dünya dahil, gök
cisimlerinin Güneş’in etrafında dairesel yörüngeler üzerinde dönmekte
olduğunu söyleyen Polonyalı katolik rahip Kopernik ile aynı görüşleri
paylaşan Galileo, benzer görüşlerinden ötürü, 1600 yılında
engizisyon mahkemesi kararıyla kazığa bağlanarak yakılan vatandaşı
Giordano Bruno ile aynı kaderi paylaşmamak için, ömrünün sonuna doğru,
22. Haziran.1633 tarihinde, kilise büyüklerinin huzurunda bu görüşlerini inkar
ederek özür dilemek zorunda kalmıştır. Ancak,
duruşma salonundan çıkarken ; “ fakat o yine de dönüyor “
şeklinde mırıldandığı da rivayet edilir. Galileo’ya
mahkeme huzurunda okuması için verdikleri özür dileme metnini, insanlığın
nerelerden geçip yaşadığımız günlere geldiğini anlatabilmek için
buraya almakta yarar görüyorum : “
Ben, Galileo, bütün hıristiyan Cumhuriyet’inde heretik*günahların
karşısında olan siz Muhterem Kardinaller ve Genel Engizitörler
Cenaplar’nın huzurlarında diz çökerek ve önümdeki Kutsal Kitab’a
bakarak ve ona el basarak yemin ederim ki, Kutsal Katolik ve Havari
Kilise’sinin benimsediği, öğütlediği şeylere her zaman inandım,
inanmaktayım ve Tanrı’nın yardımıyla gelecekte de inanacağım. Güneş’in
Kainat’ın merkezi olduğu, hareket etmediği, Arz’ın ise Kainat’ın
merkezi olmadığı ve hareket halinde olduğu yolundaki yanlış görüşleri
tümüyle terk etmem için Kutsal Divan tarafından verilen hukuki hüküm
çerçevesinde, söz konusu yanlış doktrini, her ne suretle olursa
olsun, yazılı ve sözlü olarak benimsemeyeceğim, savunmayacağım ve
öğretmeyeceğim. “
Galileo
hiç şüphesiz bilim dünyasının önderlerinden ve en önemli insanlarından
biridir. Galileo’nun
öldüğü 1642 yılında, İngiltere’de İsaac Newton dünyaya geldi. Büyük
bir matematikçi ve fizik alimi olan Newton, kesinlikle, bilim dünyasının
dahilerinden biri olarak kabul edilir. Gençlik yıllarında optik üzerinde
önemli araştırmalar
yapan ve ışığın parçacıklı*yapısı
olduğuna kanaat getiren Newton , güneş ışığını prizmalardan geçirerek
bu ışığın aslında yedi renkten oluştuğunu ispat etmiş ve tayf
dediğimiz bu renkli bandın, güneş ışınlarının prizmadan geçerken
farklı açılarla kırılmalarından kaynaklandığını göstermiştir.
Bu bulgunun ışığında,
kendi eliyle yaptığı teleskoplarda kullandığı merceklerin de prizma
gibi davranarak gökyüzü objelerinin tayfsız net görüntülerini oluşturamadığını
görünce, objektif olarak mercek yerine çukur ayna kullanmak suretiyle
bu gün kendi adıyla tanımlanan aynalı (
Newtonian ) teleskobu icad etmiştir. Newton’un bütün çabalarına rağmen
bir çözüm bulamadığı merceklerdeki bu renklenme olayına bu gün
kromatik sapma denilmekte ve bu kusur optik aletlerde, iki değişik tür
camdan yapılan akromatik mercek sistemleri kullanılarak kolaylıkla
telafi edilebilmektedir. Daha
sonraları dikkatini mekanik olayları üzerinde yoğunlaştıran Newton,
konuyu Kopernik, Kepler ve Galileo’nun getirdikleri yerden alarak (
kendi tabiri ile onların omuzlarına basarak ) yaptığı uzun yıllar süren
çalışmaların neticesinde genel hareket
yasalarıyla evrensel çekim yasasını vazetmiştir. Newton,
bu alandaki çalışmalarının
sonuçlarını “
Philosophiae Naturalis Principia Mathematica “ ( Filozofiye Naturalis
Prinkipiya Matematika ) /
“Doğa Felsefesinin Matematik İlkeleri “ isimli üç ciltlik Latince
eseriyle bilim alemine sunmuştur. Newton’un,
kısaca Principia olarak da anılan meşhur eserinde ileri sürdüğü ve
mekanik biliminin temelini oluşturan üç hareket yasası şunlardır :
Newton,
evrensel çekim yasasını da şu şekilde ifade etmiştir : “
Evrendeki her madde kütlesi, diğer bir madde kütlesini, kütlelerinin
çarpımıyla doğru orantılı olarak, aralarındaki uzaklığın
karesiyle ters orantılı olarak çeker.”
Bizim
eski fizik kitaplarında bu yasa şöyle ifade edilirdi : “
Kainattaki her madde kütlesi, diğer madde kütlesini, kütleleri hasıl-ı
zarbıyla mepsuten, aralarındaki mesafenin murabbaı ile makûsen mütenasip
olarak cezp eder. “ *
Heretik ; hıristiyanlıkta kabul olunmuş
doktrinlere karşı olan, kendi kilisesinin itikatlarına karşı gelen
kimse demektir. * Bilindiği gibi ışığın doğası
üzerine bilim aleminde iki farklı görüş yirminci yüz yılın başlarına
kadar çekişme halinde olmuştur. Bunlardan Newton’un da katıldığı
görüşe göre ışık çok büyük hızlarla yol alan madde parçacıklarından
oluşmaktadır. Bunun böyle olduğuna dair güçlü deliller vardır. Karşı
görüşte olanlara göre de ışık bir elektromanyetik dalga
hareketidir, tıpkı sudaki dalgalar gibi yayılır. Bunun böyle olduğuna
dair de güçlü delilller vardır. Yirminci yüzyılın ilk yarısı içinde
bu iki görüş bir teori altında birleştirilmiştir : Fiziğe, özellikle
atomik boyutlardaki madde hareketlerine refakat eden dalga kavramı
getirilmiş ve bu kavramın doğruluğu yapılan deneylerle ispat edilmiştir.
Elektromanyetik alanların oluşturduğu dalgalar yerine göre maddesel
karakter göstermekte, buna karşılık elektron, proton ve nötron gibi
atomik parçacıklar sürüler halinde bir yerden bir yere akarlarken
ortamda dalga etkisi yaratmaktadırlar. Bunlardan elektron ve protonların
tahayyülü zor olan bu özelliklerinden yararlanarak çok küçük
cisimleri bildiğimiz ışık mikroskoplarından yüz binlerce defa daha
fazla büyütebilen elektron ve iyon mikroskopları yapılmıştır.
( Devam edecek. ) Düzeltme notu : Geçen sayıda yayınlanan “ Güneş Yelkenlisi “ başlıklı yazının altında, dipnotu kısmında, Eski Yunan alfabesi harfleri ( a ), ( b ) ve ( g )’ nın yer alması gerekirken PC’den kaynaklanan bir uyuşmazlıktan ötürü, bunların yerine Latin harfleri ( a ), ( b ) ve ( g ) yer almıştır. |