PANDORA’NIN KUTUSU
Yurdaer İhsan Aksoy
Bu ay, yazımızın konusunu mitolojiden seçtik. Hemen hepimizin bu güne kadar, bir yerlerde, bir şekilde bahsini duyduğumuz Pandora’nın kutusu’nun hikayesini anlatacağız.
Bilindiği gibi tabiat güçlerini ve olaylarını ayrı ayrı birer tanrı kisvesi (kılığı) altında somutlaştırmak suretiyle bunlara tapan eski insan topluluklarının bir çoğunun din ve mitolojilerinde, "yaratılmış bir ilk kadın" kavramı vardır. Pandora da, Yunan mitolojisine göre; yaratılmış olan ilk kadındır.
Zamanımızdan aşağı yukarı iki bin sekiz yüz yıl kadar önce, Hesiodos adındaki şair, Pandora’nın yaratılışı masalını şöyle anlatmış:

Ve hemen, kazandıkları ateşe karşılık, Zeus bir bela yarattı insanoğullarına,
Ünlü topal Hephaistos Zeus’un buyruğuyla, kızoğlan kız bir varlık yarattı,
Gökgözlü Tanrıça Athena da urbalar giydirip bağladı belini ve alnından aşağı,
Öylesine bir duvak düşürdü ki, işlemeleri bir şenlikti gözler için,
Ve bir çelenk koydu başına çayırların taze çiçekleriyle bezenmiş.
Bir de altın taç koydu ki başına, ünlü topal kendi elleriyle yapmıştı onu,
Babası Zeus’a beğendirmek için kendini.
Bu taçta neler vardı görülesi, neler,
Büyülü, pırıl pırıl bir gerdanlıktı bu, canlanacak, konuşacak gibi nakışları.
Ve Zeus bir nimete karşılık böylesine güzel bir belayı yaratınca,
Götürdü onu tanrıların ve insanların önüne
Tanrı kızı gökgözlü Athena’nın bütün süsleriyle.
Ölümsüz tanrılar ve ölümlü insanlar şaşakaldılar görünce bu aldatıcı güzelliği,
İnsanları baştan çıkaracak olan bu derin, bu sonsuz büyü kaynağını.
Çünkü bu kaynaktan çıkmıştır aslında o kadın dediklerimizin belalı soyu,
O ölümlü insanların baş belası.
Fıkaralığa bir türlü alışamaz kadınlar, hep bolluktur onların özledikleri.
Nasıl ki arı oğullarının sığındığı yerde hep beslerse verimli bal arıları
İşi gücü kötülük olan yaban arılarını,
Bal arıları her gün güneş batıncaya dek bembeyaz petekleri öredururken
Ötekiler sığınıp kovanın içine başkalarının emeği ile beslenirler.
İşte bunun gibi bulutlarda gümbürdeyen Zeus yarattı baş belası olarak
Kadınlar soyunu ölümlü insanlara,
O kadınlar ki kötülüktür işleri güçleri, iyiliğe karşılık kötülük sağladı onlarla.
Her kim ki, sakınır evlenmekten kadın derdi sarmamak için başına,
Olmaz olası ihtiyarlık bir geldi mi desteksiz kalır yaşlı günlerinde;
Yaşadıkça ekmeksiz kalmaz gerçi, ama ölünce varını yoğunu yakınları bölüşür.
Buna karşılık bahtında evlenme olan da aklı başında olan iyi bir kadına düşse bile,
İyi şeyler kadar kötü şeyler de gelir başına;
Hele üstelik çılgının biriyse karısı ömrü boyunca kahır çeker canından bezer,
Devasız dertlere düşmüş gibi olur.
Böylece, kolay değildir hiçbir zaman Zeus’un isteğine yan çizmek, karşı koymak.
İapetosoğlu iyiliksever Prometheus bile belalı öfkesinden kurtulamadı onun,
Bütün bilgileri kıramadı korkunç zincirlerini.

M.Ö. sekizinci yüzyılda yaşadığı kabul edilen şair Hesiodos, “ Theogonia – Tanrıların Doğuşu “ ve “ İşler ve Günler “ isimli iki kitabı ile tanınmaktadır. Nazım tarzında yazılmış olan bu iki eserin, Yunan mitolojisinin ana kaynaklarını oluşturduğu kabul edilir.
Pandora da bu mitolojinin ilginç kişilerinden biridir ve Hesiodos’un İşler ve Günler kitabından yukarıya aldığımız bu uzun şiirinin*de kahramanıdır. Bu masalda, Zeus, sanatkar tanrı Hephaistos’a talimat vererek erkek milletinin başına dertler açsın diye ilk kadının yaratılmasını sağlar.
Mitolojide Hephaistos (Hefayistos), Zeus ile Hera’nın oğluydu. Hem topaldı, hem de çok çirkindi. Bu nedenle diğer tanrılar arasında hor görülür ve alaya alınırdı. Buna karşılık olağanüstü elbecerilerine sahipti. Başta demir olmak üzere her türlü madeni işleyip üstün güzellikte eserler yaratmasını bilir ve bu özelliği ile demirci tanrı olarak da anılırdı. İtalya’daki Etna Yanardağı’nın, Hefayistos’un ocağı olduğu kabul edilirdi. Romalılar da ona Vulcanus (Vulkanus - Volkan) derlerdi.
Şiirin sonlarına doğru adı geçen İapetos (Yapetos), mitolojide Titanlar olarak anılan ve Gökyüzü Tanrısı Uranos ile Toprak Tanrıçası Gaia’nın (Gaya’nın) çocukları olan dev tanrılar soyunun üyesiydi. İapetos’un, Denizlerin Tanrısı Okeanos’un kızı Kliymene ile birleşmesinden Atlas, Menoitios, Epimetheus ve Prometheus dünyaya gelmişti. Bunlardan Atlas, mitolojiye göre gökyüzünü omuzlarında taşıyan tanrıydı. Yine Hesiodos şöyle yazmış :

Azgın yürekli Atlas Tanrı,
Çılgınlığı ve aşırı gücü yüzünden,
Zorlu bir baskı altında kaldı;
Dünyanın bittiği bir yerlerde,
Güzel sesli akşam perilerinin karşısında,
Dimdik durup ayakta tutuyor göğü,
Başı ve yorulmaz kolları üstünde,
Akıllı Zeus’un ona ayırdığı kader bu.

Zamanın coğrafya bilgilerine göre dünyanın bittiği yer, bu günkü Cebelüttarık Boğazı’nın ötesidir. Mitolojide bu boğazın bulunduğu bölgeye Herakles Sütunları derler. Bu masaldan mülhem, Afrika Kıtası’nın kuzeybatısındaki dağ dizisine o zamanlardan beri Atlas Dağları, Herakles Sütunları’nın ötesinde uzanan uçsuz bucaksız denize de Atlas Okyanusu denilmektedir.
İapetosoğlu Prometheus, tanrıların katında daima insanlardan yana çıktığı ve ikide bir Zeus’un işlerine karıştığı için, sonunda onun hışmına uğrayan bir tanrısoyludur. Tanrıların, kendilerinden başkasının kullanmasına izin vermedikleri ateşi, Olympos’tan bir kamış içinde kaçırarak hayatlarını kolaylaştırsın diye insanlara vermiştir. Bu büyük suç cezasız kalmamış; Zeus, Prometheus’u Kafkas Dağları’nda zincire vurdurmuştur. Her gün bir yırtıcı kuş gelir, Prometheus’un göğsünü parçalayarak ciğerlerini yermiş. Yenilen ciğerler yeniden büyür, kuş da her gün gelir, ebediyete kadar sürecek bu işkenceye devam edermiş.
Zeus, Prometheus’un tanrılardan çalıp getirdiği ateşi, kabul edip aldıkları için ayrıca insanları da daha doğrusu erkekleri de cezalandırmak amacıyla Pandora’yı yaratmış. Pandora yeryüzündeki ilk kadındır. O zamana kadar, kadının adı yokmuş (!), dünyada yalnız erkekler varmış. Bu erkekler doğmazlar, topraktan biterlermiş ve tanrıların himayesinde, dertsiz ve mutlu yaşarlarmış. Kadının yaratılmasıyla birlikte erkek milleti için felaket çanları çalmaya başlamış. Prometheus’un kardeşi Epimetheus ile evlendirilen Pandora’nın ilk icraatı, kendisine verilen ve sakın açma diye tembih edilen, içi uğursuzluklar ve kötülüklerle dolu kutuyu dayanamayıp açması olmuş. Kutudan fırlayan her türlü melanet bir anda dünyayı sarmış, yaptığı feci hatayı geç de olsa anlayan Pandora, son anda kutuyu kapatmış ve sadece umut kutunun içinde kalmış.
Burada yine Hesiodos’a kulak verelim:
Eskiden insanlar bu dünyada dertlerden, kaygılardan uzak yaşarlardı,
Bilmezlerdi ölüm getiren hastalıkları,
Pandora açınca kutunun kapağını, dağıttı insanlara acıları dertleri.
Bir tek umut kaldı dışarı çıkmadık, kapağı açılan dert kutusundan.
Umut tam çıkacak iken Pandora kapamıştı kapağı.
Böyle istemişti bulutlar devşiren Zeus, o gün bugündür insanın başı dertte,
Toprak bela doludur, deniz bela dolu, geceler dert doludur, gündüzler dert dolu.
Belalar başı boş dolaşır sessizce, ölümlülerin çevresinde.
Kurnaz Zeus ses vermedi onlara, sessizce gelişlerini duymasın diye insanlar.

Özetle söylersek; Zeus, Titan Prometheus’u, tanrılar katından ateşi çalıp insanlara verdiği için, insanları da ateşi kabul edip aldıkları için cezalandırmaktadır. Ceza olarak Prometheus’u Kafkas Dağları’na zincirletmiş, o zamana kadar kadınsız bir dünyada mutluluk içinde yaşamakta olan erkeklerin rahatını kaçırmak için de Pandora’yı yaratmıştır. Mitoloji çağının, vasıfları tanrısallıkla uzaktan yakından ilgisi olmayan antropomorfik (insan biçimli) ilahı Zeus konu insan olduğunda hep böyle yollara sapmaktadır. Nitekim daha sonraları, Toprak Tanrıçası Gaya’nın yakınmalarına kulak verip, insanların nüfusunu azaltmak için de türlü hilelere başvurarak Troyalılar ile Akhalar arasında Troya Savaşı’nı çıkartırmıştır ki, bu konuyu Dergi’nin Eylül, Ekim ve Kasım 2002 sayılarında etraflıca hikaye etmiştik.
Eski Yunanistan’da, bütün kötülüklerin kaynağı olarak gösterilen bir ilk kadın mitosunun oluşumunda büyük bir ihtimal ile ortadoğulu halkların dinlerinin, özellikle de museviliğin etkisi vardır. Musevi inancına göre; Tevrat’ın Tekvin bölümünde, Hz. Adem’in kaburga kemiğinden yaratılan Hz. Havva’dan önce, yaratılışın altıncı gününde, topraktan Hz. Adem ile birlikte bir de kadın yaratıldığı yazılıdır. Musevilerin bir diğer kutsal kitabı olan Talmud’a göre, adı Lilith olan bu kadın, kendini Hz. Adem ile eşit görüp onun sözünü dinlemediği için Tanrı tarafından kötü bir cine çevrilmiştir. Nispeten daha eski kültür geleneklerine sahip olan Asurluların da Lilitu adıyla anılan bir fırtına şeytanının varlığına inandıkları dikkate alındığında bu konudaki inanışların köklerini belki de Mezopotamya’da aramak gerekir.
Görüldüğü gibi Hesiodos’a göre, bazı iyi yanları da olsa, kadın yine de dünyada yaşanan bütün kötülüklerin sebebidir. Ancak, bu coğrafyada ondan sonra gelen düşünürler kadına karşı daha anlayışlı olmuşlar ve Pandora’yı böyle anlatan pek başka kimse de çıkmamıştır.
* Yazının içinde yer verilen şiirler, Sabahattin Eyuboğlu ve Azra Erhat tarafından yazılan “ Hesiodos, Eseri ve Kaynakları “ isimli kitaptan alınmıştır.