HAYAL EDİYORUM O HALDE VARIM!
MAKİNALAR HAYÂL KURABİLİR Mİ??
Dr. Oya TORUM
Y.Müh.Mim.
“Şakası yok! Hayatta kalmak isteyenler değişime ayak uydurmak zorundadır.”
Darwin


Geçen yıl bu günlerde, Genel Müdürümüz Yusuf Bolayırlı’ya, “10 yıl sonraki havacılığı ve Türk Hava Yollarını hayâl edelim” konulu bir çalıştay (workshop) yapmayı önermiştim. Bu çalışmanın sonunda THY ARGE birimi kurularak, projeler üretilmesini düşünüyordum. Yapamadık….
50’li yaştakilerin yaşadıklarını yaşayanlar, hatta hatırlayanlar giderek azalacak. O dönemlerde kalan toplumlar tehdit unsuru olabilecekler…
Bir süre için lütfen düşünmeye çalışın 10 yıl öncesini, bugünü ve 10 yıl sonrasını… Ve hayallerinizi sektörümüzle ilişkilendirin… 
Tarihin her dönemindeki değişimler, teknolojik gelişimle birlikte yaşanmış sosyal yapı bunlara ayak uydurmuştur. 

10 Yıl Önce
10 yıl öncemizi, yavaşlatılmış film şeklinde tanımlamak hiç de yanlış olmaz. 
1990’lı yılların başında, “Teleks” özellikle havacılıkta, iş yaşamımızın ayrılmaz bir parçasıydı. Faks ise henüz yaygınlaşmaya başlamıştı. Hafızalı, elektrikli daktilo bulunmaz bir nimetti. Genel Müdür Teknik Yardımcılığında “3” tane vardı. O daktilolara sahip olan sekreter arkadaşlar, kimseyi dokundurtmuyorlar ve koruyorlardı!! Ne büyük kolaylıktı, o daktilolarla yazmak. Hatayı düzeltmek için “tipex”lerle uğraşılmıyor. İlave bir kelime yada cümle veya ufak bir değişiklik için yazı yeniden yazılmıyordu. Yazı kopyaları için karbon kağıtlarından da kurtulunmuştu!!! 
Telefon sorundu. Jöton peşinde koşar, haberleşmek için hayli sıkıntı çekerdik. Müdürlerimizin masalarında telefonları vardı. Dahili telefon bile sıkıntılıydı. 

DC9 ve B727’lerimizin kabin içini düzenli ve bakımlı tutmak ise adeta imkansızdı. Kuyruktaki motordan yağ damlar, yakıt tankının başarıyla “bostiklenmesi” (yakıt sızıntını önlemek için bağlantı noktalarının ve yerlerinin yalıtılması) mucizeydi!!!! 
Tüm bakım kartlarımız “manuel” hazırlanıyor, bakım programlarımız fotokopilerle çoğaltılıyordu. İş emirleri, TYE’ler, veriler manuel üretiliyordu. Tames’in kurulması ile istek belgesinin üretilmesi ve depo stoklarının kontrol edilebilmesi bizim için mucize olmuştu.
Çevremizde ise gökdelenlerin temelleri atılmaya, alışveriş merkezleri kurulmaya, Antalya marka haline getirilmeye başlanmıştı. Fotoselli kapıların kullanımı artıyor, Ali Baba Kırk Haramiler masallarındaki “açıl susam açıl” söylemini hatırlatıyordu.
Bankada işlem yapmak, ptt’ de telefon parası yatırmak, elektrik, su borcunuzu ödemek gibi işlemler için saatlerce kuyruklarda bekliyordunuz. Banka kartlarını yurt dışında görüyorduk. 
1990’lı yılların sonlarında bile, yine yurtdışındaki meslekdaşlarımızın masalarındaki bilgisayarlarını kıskanıyor, e-mail ile haberleşmelerine özeniyorduk. Konuşmalarımızda internet sitelerinden kaynak göstermeleri ve her bir uzmanın internet erişimi olması, her türlü bilgiye hızla ulaşmalarına sinirleniyorduk. 
Bakınız, 1998 yılında İkram Başkanlığı görevini üslendiğimde, internet erişimi olan tek bir bilgisayar vardı. O da başkanın odasında duruyordu. Dönemin başkanı ise bu erişimle ilgili değildi. Toplantı odamıza bilgisayarı çıkartıp, öğlen tatillerinde ve boş zamanlarında tüm arkadaşlarımın internete girmeyi, arama yapmayı öğrenmelerini istemiştim. Bilenler bilmeyenlere öğreteceklerdi. Herkes büyük bir heyecan ve hevesle çalışmaya başladı. Ama ikinci hafta kimse bilgisayara dokunmuyordu!!!.. neden mi? Müdür arkadaşlar izin vermiyor, öğrenmek isteyenleri “kaytarmakla” suçluyorlardı. Ben de “kaytarmaya” yol açan başkandım! Menülerimizi www.thy.com da yayınlamayı önerdiğimde ise “devlet sırrını” ifşa eden biri konumuna geldim. Oysa yolcumuzun o günkü uçakta ne yiyeceğini öğrenmek hakkı değilmiydi?? Bırakınız yolcuyu, hosteslerimiz bile ikramı uçağa geldiklerinde öğreniyorlardı. Menülerimizi, galley yükleme planlarımızı, ikram malzemelerimizi birbirine bağlantılı bir sistem üzerinde görmenin gereğini sadece birkaç kişi anlamıştı… Diğdem Tuncer’in kişisel gayreti ile “DİPACER” isimli bir proje oluşturmuştuk. Daha sonra bu projeyi EBİ Başkanlığında Ayşegül Donmaz ve ekibi geliştirdiler. 

BUGÜN
10 yıl öncesi yavaşlatılmış film gibi…. 10 yıl önce bugünleri hayâl edebilirmiydik?? Bugün de öyle.. hayâllerimizi zorlamak hayli güç.. Ama birileri hayâl ettiler ve ediyorlar!!! Onlar yarınları dizayn ediyorlar.
Dünyanın herhangi bir yerinde ortaya çıkan bir yenilik, hızla dünyayı etkilemektedir. Çağdaş toplumlarla, çağın gerisindeki toplumlar arasındaki fark giderek açılmaktadır. Bu fark gelecek 10 yıl içinde önemli çatışmalara neden olacaktır.
2000’li yılların başında hızla yayılan internet ve cep telefonları dünyayı küçülttü… daralttı, özgürleştirdi. Şeffaflaştırdı. Her türlü bilgiye erişim kolaylaştı. İnternet, bilgisayar, telefon, televizyon ve videonun fonksiyonları geliştirilerek yeni ürünler ve yeni fonksiyonlar ortaya çıkmaktadır. Sağlık, güvenlik, ulaşım, eğitim, inşaat, imalat, hizmet, turizm, finans, bankacılık gibi tüm sektörlere nüfuz etmektedir. İtiraf etmek gerekir ki, bu fonksiyonları çok sınırlı bir oranda kullanmaktayız. 
Teknolojinin ucuzlaması, basitleşesi ve daha anlaşılır bir hale gelmesiyle iş ve sosyal hayat başka bir kılığa büründü. Roller farklılaştı. 
Sivil toplum örgütlerinin etkinlikleri daha bir göz önüne çıktı. Demek ki teknolojik kolaylıklara insanlara daha fazla boş zaman bırakmaya başladı!!
Fiziki mekanların konforu ön plana çıkarken, çalışılan mekânın mutlaka ofis olma şartı ortadan kalktı. 8.30-17.30 mesai kavramları delindi. Birçok işi üretmek için fax modem bağlantısı olan bir bilgisayar, bir de cep yeterli oluyor. Erişememek, aradım da bulamadım gibi yalanlar (!) artık anlamsız.
Satışları, stokları, rakipleri izlemek sorun değil. Sorun hız kavramında. Gerekli bilgiye, siz 5 dakikada, rakipler 5 saniyede ulaşıyorsa sorun var!!
Bugünün temel konusu, her türlü bilginin ortalıkta dolaşıyor olması. Gerekli ve faydalı bilgilerin sistemli bir şekilde toplanması ve kullanılır hale getirilmesi. Yani bilginin değişim yaratacak şekilde yönetimi. Prof. Dr Gülsüm Sağlamer’in de dediği gibi, bilgi çağı bitti. Şimdi “yaratıcılık çağı” başladı. 

10 YIL SONRA
Tıp olağan dışı bir hızla gelişecek, gen teknolojisi, hastalıkların önlenmesini sağlayacak ve insan ömrü 150’li yılları yakalayacak. İnsan beyninin gizemleri çözülmeğe başlayacak. Robotlar iş ve ev yaşamında daha fazla kullanılacak. Dolayısıyla insanlara daha fazla boş zaman kalacak. Eğlence sektörü farklılaşacak, eğlence endüstrisine dönüşecek. Birkaç şeyi bir arada yapmak mümkün olacak. Aynı tv’den 4 kanalı birden izlemek gibi. Tv den internet işlemlerini yapmak, uzaktaki yakınlarınızla video sohbetlere girişmek gibi. 
Yabancı dil sorun olmaktan çıkacak. Sihirli çipler cep telefonlarına yerleştiğinde çeviriler simültane!!! Daha soraki 10 yılda ise bu çipler insan beynine yüklenebilecek. Dünya ortak bir dile yönelecek, internet terminolojisi yaşamın her alanına girecek. 
Stok bilgilerini buzdolaplarının, mutfağınızın, hafızasına girdiğinizde, eksilen malzemelerin siparişlerini otomatik verecek. Sütünüz, kahveniz, pirinciniz belli seviyeye gelince siparişlerin yapıldığından haberiniz bile olmayacak. Arabanız benzinini, bakımını, yağını, suyunu, sıcağını, soğuğunu bildirecek… 
Katı yakıt ve diğer enerji kaynakları kullanıma girecek. Isı depolanabilecek… insanların çevre duyarlılığı artarken, disket, cd, ve bilgisayar ürünlerinin atıkları sorun olmaya devam edecek.
Çalışma saatleri kısalacak. Ofis anlayışları değişecek. Büyük kentlerin gökyüzlerini tırmalayan gökdelenler boş kalacak.

2013’de Türk Hava Yolları
Uçakların hızı ve taşıma kapasitesi artacak. İstanbul / Newyork 7 saatte aşılacak. B/C sınıfları yerine, B/C uçakları sektörün gündemine gelecek. Her yolcuya özel servis sunulacak. Büyük uçaklarla kitleler taşınacak. Havalimanlarındaki terminal hizmetleri yeniden ele alınacak. Terminal binaları sadeleşecek.
7-8 şirketli Türk Hava Yolları Holding’inin, İç Hat ve Dış Hat seferleri ayrılmış olacak. Toplam 20.000 koltuklu bir holding. Çalışanlar da bu holdingin hissedarları. Tüm batı dünyası “bencmarking” yapmak için sırada. Emniyet, güvenlik, kalite, konfor, maliyet, uyum içinde. Yolcu teşekkürlerini okumakla baş edilemiyor. Her yolcuya özgü yemek sunulabiliyor. Herkes ARGE biriminin başındaki Şan Çakmak’ın yarın hangi yeniliği uygulayacağını merak ediyor. Uluslararası akreditasyon kurumunun başında bir eski Türk Hava Yolları çalışanı var. Kocaman bir Türk Hava Yolları ormanının ağaçları filizlenmiş. Eskiler yeniler o ormanın tesislerinde buluşuyor. “Türk Hava Yollarının” uzay seferleri için beyin fırtınası yapıyor...