| DİNOZORLARIN SESSİZ GECESİ |
|
Hatırlanacağı gibi yazımızın geçen sayıdaki ilk bölümü bilimadamı Ditfurth’un dile getirdiği şu iki ilginç tespit ile son bulmuştu: - Canlı organik dünyada herhangi somut bir organizmanın varlığına bağlı olmayan bir zeka, başka deyişle kendisini ağırlayan bir beyine gerek duymayan bir akıl, bir düşünebilme yeteneği vardır. - Akıl (zeka) bu dünyaya biz insanlarla birlikte gelmemiştir. Eğer Ditfurth gibi evrimci düşünceden yana değilsek bu iki tespit bizi tereddütsüz evrensel bir yaratıcı kavramına götürür. Klasik Darwinci yaklaşıma göre ise başta kendimiz olmak üzere doğada tanıdığımız bütün canlı yapılar bir yaratıcıya gerek olmaksızın, dünyanın oluşumundan bu yana geçen çok uzun zaman zarfında gerçekleşen sonsuz sayıdaki DNA mütasyonları neticesinde ortaya çıkan kör tesadüflerin eseridirler. Bu görüşten yola çıkarsak yukarıdaki tırtıl mucizesini herhalde şöyle yorumlamak gerekecektir. Herhalde diyorum, zira maalesef bu güne kadar elime geçen evrimci eserlerde böyle münferit meselelere dair bana ışık tutacak çözümlemelere rastlamadım: Zamanımızdan milyonlarca yıl önce, Attacus Edwardsii kelebeğinin atalarından birinin vücudunda bulunan DNA’ları oluşturan genlerden biri çevreden gelen bir etkiyle mütasyona uğradı yani bu genin yapısal düzeni değişti. Tesadüfen bu gen sadece bir yaprak altında saklanma işini kelebeğin tırtılına yaptırtan gendi ve bu genin yapısında yine tesadüfen (ve amaçsızca) öyle bir değişiklik meydana gelmişti ki bu sefer tırtıl ilk defa, yukarıda anlatıldığı gibi bir yerine altı yaprağı kullandı ve bu da kuşlara av olmamak için çok işine yaradı. Bu yeni program bu tırtılın kelebek haline dönüşmesiyle yeni bir nesile aktarıldı, zaman içinde altı yaprak kullanan bu yeni nesile mensup bireyler hayatta kalma yolunda tek yaprak kullanan diğer bireylere göre daha başarılı oldular, çiftleşme yoluyla bu program camia içinde yayıldı ve korunmak için hala tek yaprak kullanan Attacus kelebekleri zamanla doğadan silindiler. Esasen tek bir yaprak altında nemfa aşamasını geçirme tekniği de daha önceleri benzer bir tesadüfi gen mütasyonu ile gerçekleşmişti ve bu mütasyondan önce herhalde Attacus kelebeği tırtılı da nemfa aşamasını diğer tırtıllar gibi bir dala ya da duvara tutunarak geçirmekteydi. Zaten Attacus Edwardsii kelebeği de yine bir tesadüfi mütasyon sonucu başka bir kelebek türünün değişimiyle ortaya çıkmış olmalıydı. Evrimci görüşün çeşitli yorumları bulunmaktadır. Böyle düşünenlerin Attacus tırtılı ile ilgili çözüm yorumuma katılıp katılmayacaklarını ya da onların bu olayı nasıl açıklayabildiklerini bilemiyorum. Evrimci görüşe göre doğadaki yaşam bolluğu ve çeşitliğinin (tek hücreden yola çıkarak) bu şekilde tesadüfi mütasyonlar yoluyla bugünkü düzeyine varabilmesi için, dünyanın yaşanabilir hale gelmesinden bu yana yeterli zamanın (aşağı yukarı üç buçuk milyar yılın) geçtiği kabul edilmektedir. Ancak yine bilimsel verilere göre bugün doğada tanıdığımız çok hücreli gelişmiş yaşam türleri zamanımızdan sadece beş yüz milyon yıl kadar önce ortaya çıkmaya başlamışlardır. Bazı bilimadamlarına göre bunun böyle olmasının sebebi dünyayı çepeçevre saran ve bu suretle hayatı, zararlı yada yararlı mütasyon oluşturan kozmik ışınlardan büyük ölçüde koruyan manyetik şemsiyenin bundan beş yüz milyon yıl önce bilinen bir takım nedenlerden ötürü zayıflaması sonucu mütasyon sayısında patlama yaşanmış olmasıdır. Uzaydan gelen hızlı atomik parçacıklar yani kozmik ışınlarla radioaktif maddelerin yaydığı ışınlar, x ışınları ve bazı kimyasal maddeler DNA/gen mütasyonlarına neden olan başlıca etkenlerdir. Bu gün artık labaratuarlarda da bu ışınlar kullanılarak yapay mütasyonlarla bazı canlı türlerini çeşitlendirmek mümkün olmaktadır ki evrimci görüş bu noktada güç kazanmaktadır. Evrimcilere göre doğal mütasyonlar canlılar üzerinde bazen olumlu bazen olumsuz sonuçlar vermektedirler. Mütasyon sonucunda herhangi bir canlı türünün bir bireyinin yapısında veya davranışlarında ortaya çıkan değişim, bireyin yaşamını kolaylaştırıyorsa ve kalıcı karakter taşıyorsa, yeni nesillere aktarılmaktadır. Bilimsel verilere göre canlılar evrim geçirmektedirler. Ancak burada akla aykırı gelen husus mükemmel organizmalara ve organizasyonlara doğru gelişen evrimleşmenin sadece kör tesadüflerin eseri olduğu şeklindeki görüştür. fiimdi başa dönüp çevremize akılcı bir gözle bakmaya devam edersek, yukarıdaki tırtıl örneğine benzer pek çok harika olayın yaşanmakta olduğunu görürüz. Son yıllarda TV kanallarında sayıları bir hayli artmış olan bilimsel belgeseller bu konularda bilgilenmemiz ve bilinçlenmemiz için çok yararlı kaynaklar oluşturmaktadır. Bu belgesellerin konusu bazı canlı türlerinin hayatta kalabilmek ve üreyebilmek için buldukları çözümler Attacus Edwardsii olayında olduğu gibi, insanda hayranlık uyandırmaktadır. Bu olaylardan hemen akla gelenleri, kategorize etmeden ve kahramanlarına verilen Latince isimlerden akıl karıştıracakları mülahazasıyla sarfı nazar etmek kaydıyla, şu şekilde sıralayabiliriz : Tropik iklimlerde çiçeği çürümüş et görünümünde bir bitki yaşamaktadır. Söz konusu bitki aynı zamanda çürümüş et kokusunu andıran bir koku da yayıyor ve bu özellikleri nedeniyle bazı sinek türlerini de cezbediyor. Bu bitkinin çiçeği üzerine konan sinekler buradan vücutlarına bulaşan çiçek tozlarını türün dişi üyelerine taşıyorlar ve bu suretle bitkinin üremesine yardımcı oluyorlar. Bazı orkide türlerinin çiçekleri görünüm olarak civarda yaşayan bazı arı türlerinin dişisini andırmaktadır. Erkek arı aldanarak döllemek amacıyla böyle bir çiçeğe konduğunda çiçek tozlarına bulanmakta ve bu tozları diğer orkide çiçeklerine de taşımak suretiyle onların döllenmelerini sağlamaktadır. (Devam edecek) |