TERÖR SONRASI HAVADA GÜVENLİK
Hazırlayan: Kemal KANAT

11 Eylül 2001 havacılık için kara bir tarih oldu. Yolcu uçaklarının birer şahin gibi binalara, Pentagon’a dalışa geçmesi ile insanlar büyük bir panik yaşadı. Alfred Hitchkok’un “Kuşlar” filminin bir sahnesini andıran uçakların saldırısı sonrası insanlar uçaklardan ve uçuştan korkar oldu. Havacılık bu olaydan en çok etkilenen sektör olmakla birlikte, iflas eden yada zor duruma düşen havacılık şirketleri ve uçak üreticileri kendilerine göre önlemler almak zorunda kaldı. Kimileri eleman çıkarırken, kimileride bazı hatları kapatma yada uçuş frekansını azaltma yoluna gitti. Bunlardan basında sık sık söz edildi. Bu önlemler bizleri oldukça yakından ilgilendirdiğinden bir havacılık ve teknik dergi olarak bizde bahsetmek ve toparlamak istedik.

Eskiden bir avantaj olan “havacılık” mesleği artık uçuşta bir dezavantaj oldu. Uçağa binerken mesleğinizin biliniyor olması kuşkulu bakışların üzerinize çevrilmesine ve alternatif terörist gözüyle bakılmasına kadar bir çok dezavantajıda beraberinde getirdi. Hele hele dininizin islam olması ile birlikte adınızda Abdülkadir, Abdülkerim gibi isimler olması özellikle yabancı havayolu uçuşlarında bir tedirginliğide yaşatmış oldu.

Havaalanlarında acil durumlar ve önemli günler haricinde eğitimli köpekler genellikle uyuşturucu bulmak için görevlendirilirken, artık güvenlik amacı ilede kurt köpeklerini havaalanlarında görebilirsiniz. Amerika’da başlayan “kendi güvenliğim için evet” kampanyası sonrası uçuştan 2 saat önce olan ön süre 3 saat’e çıkarıldı. Buna kimse itiraz etmeyip, olumlu yaklaştı. Öte yandan İsrail ve Mısır gibi ülkelerin kullanıldığı ve uçakta sivil bir güvenlik elemanının sürekli uçma fikrini artık diğer ülkelerde benimsedi. Bu yüzden uçuşlarda artık bir çok havayolu sivil güvenlik elemanı uçurmaya başladı. Sadece bu yüzden bu güvenlik elemanları için özel silahlar imal edildi. Özel silahları kullanan elemanlar yolcular ile birlikte uçuyor ve kendi görevini ve silahını gizliyor. Uçağa zarar vermeyen ve kabini delmeyen mermi yada elektrik şoku gönderen silahlar bu elemanların gözde silahlarından.

Uçak üreticileride bu konuda bir çok önlem almak zorunda kaldı. Çünkü zarar eden bir çok havayolu siparişlerini iptal etmişti. Boeing genellikle içeriden tek butonla kilitlenen kokpit kapılarını bir çok modelde kullanıyordu ve elektrik sistemi ile bu kapılar pilotların koltuğunu terketmeden açabilmesini yada kilitleyebilmesini sağlıyordu. Diğer şirketlerde bu eğilime girselerde kokpitlerde kapıların kurşun geçirir olması büyük bir dezavantajdı ve bir çatışma anında pilotların ve uçuşun güvensizliği anlamına geliyordu. Bir çok uçak üreticisi yapmakta oldukları revizyonlarda son aşamalardalar ve bunlar TYE olarak karşımıza çıkacaktır.

Önceleri havaalanlarında dedektörlerden geçirilmeyen ve yanda bir masaya bırakılan cep telefonları içinin muhteliyatı bilinmediğinden artık bir çok havaalanında bir kutu içerisine alınıp x-ray ışınından geçiriliyor. Fakat plastik tip patlayıcılar için halen teknik bir gelişme elde edilememiş durumda. Bu konuda ustalık havaalanının güvenliğine kalmış gibi görünüyor. Havacılıkta sık görülen bir olayda bomba ihbarlarıdır. Asılsız yada gerçek olsun her ihbar gerçekmiş gibi değerlendirilerek incelenir. Rastlanan olaylardan biriside uçağını kaçıran yolcunun son anda telefonla bomba ihbarı yapmasıdır. Buna havacılık şirketleride kendilerince bir çözüm bulmuştur. Bomba ihbarı sonrası yapılan kontrolden sonra uçak servise verildiğinde bu ihbar sonrası gelen hiç bir yolcu uçak saatler sonra uçacak olsa dahi alınmaz. Bu da tüm uçaklar tarafından gözardı edilmemelidir.

Aslında sivil havacılık geçmişinde kanlı bir yer kaplayan Esenboğa havaalanı baskını ile ne kadar ani ve güvenliksiz yakalanabildiğimizi Türkiye olarak görmüştük. Bunu ve diğer uçak kaçırma olaylarını tekrar yaşamamak için alınan önlemlerin yine bizim güvenliğimiz için olduğunu unutmamalıyız.