| Nostalji
Yazıları:3
Van’ da DC-3 Motorunun Değiştirilmesi Yazı ve Fotoğraflar: Erhan İnanç |
|
Geçen sayıdaki yazımda
bir DC-3 uçağının motorunu değiştirmek maksadı ile İsatnbul’dan
Van’a uçuşumuzu anlatıyordum. Yazımın sonunda Diyarbakır’dan
havalanmış Van’a doğru uçuyorduk, yani, havada kalmıştık.
1
Bundan başka bir vinç yokmuş zaten Van’da. Biz kendi 3 bacağımızı kurmak zorundaydık, iyi ki Mustafa abinin ikazı ile onu yanımızda getirmişiz yoksa, yanmıştık. Biz uçağın içinden sahra vincinin bacaklarını çıkarırken, kepçe makinesinin operatörü yanımıza geldi. “Bu ceraskalı kurmanıza gerek yok, ben sizin her bir ihtiyacınızı kepçe ile yaparım, bizim makinelerin motorları değiştirilerken hep ben bu makine ile yardım ederim, çok hassas çalışırım, merak etmeyin” dedi. Bu iyiniyetli, yardımsever karayolları görevlisini ikna etmemiz zaman aldı. Uçak motorunun çok hassas bir makine olduğunu, uçaktan sökerken ve uçağa takarken milimetrik hareketler yapmamız gerektiğini, aksi halde hasar meydana geleceğini, kepçenin ucundaki dişlerin taşıma gücüne güvenemeyeceğimizi, kopması durumunda motorun yere düşeceğini ve kaybın büyük olacağını anlattık, kendisine iyi niyetleri için teşekkür ettik. Kepçesini kullanmadığımız için oldukça üzüldü ancak, hemen gitmeyip bize bedenen yardımlarda bulunarak sanırım üzüntüsünün hafiflemesini sağladı, biraz da uçak ve motorlarını merak ediyor, tanımak istiyor, bu fırsatı değerlendirmek istiyordu. Makine kullanan birisi olarak sıradan vatandaştan daha fazla ve kabul edilebilir sorular soruyordu. Hava kararıyordu, meydanda aydınlatma yoktu. Motoru indirsek koyabileceğimiz emniyetli bir yer yoktu. Bu nedenle motorun o gece uçak içinde kalmasını yeğledik. Uçağı ve malzemelerimizi emniyete alıp alandan ayrıldık. Van’ ın en iyi otelinde yer ayırmışlardı bize. Mütevazi bir kasaba oteli durumunda, bugünün şartlarında 1 veya 2 yıldızlı küçük bir otel düşünebilirsiniz. Arızalanarak kalan uçağın ekibi ile tanıştık, motor arızası hakkında bilgi aldık. Sonra, hep beraber akşam yemeği için dışarıya çıktık. Sanki tüm Van halkı olayı biliyor gibi yolda herkes selam veriyor, hoşgeldiniz diyor ve uçağın arızasının ne olduğunu öğrenmek istiyorlardı. Van’lı insanımızdan sıcak bir yakınlık, misafirperverlik ve ilgi gördüğümüzü unutmuyorum. O zamanki Van şehri bugünün şartlarında büyükçe bir köy sayılabilecek durumdaydı. 2 Uzunca ana caddesinin dahi asfalt olmadığını geçen vasıtaların kaldırdığı tozdan hatırlıyorum. Orada kaldığımız 3 gün içerisinde Van kalesinin yanına kadar gidebildik ama, çalışmak için geldiğimizden zamanımız yoktu, içini gezemedik. Şehirden Van gölüne giden uzun ve dümdüz, iki kenarı ağaçlı yolun güzelliğini, yolun batı ucundan doğuya doğru bakıldığında arkadaki dağı (Ağrı Dağı olmalı) güzellikler olarak hatırlıyorum. Bu yoldan giderek gölün kıyısına ulaşmıştık. Göl suyunun sodalı olduğunu, kadınların göl suyunda, sabuna ihtiyaç duymadan çamaşırlarını tertemiz yıkayabildiklerini anlattılar. Hatta kirli bir iç çamaşırının bir süre bu su içinde tutulursa kendiliğinden bembeyaz olduğunu söylediler. Bence bunlara ilave olarak sabunu bulmak, bulunca da satın alabilmek insanlarımız için pek mümkün değildi o zamanlar. Bir de havyarı olan bir cins balık yaşar demişlerdi. Bu kadar sodası fazla suda bir canlının yaşayabileceğine pek inanmamıştım. Geçen yıllarda ise bu suda değil balık, canavar bile yaşadığını öğrenmiştik, görüntülü medyamızın asparagas haberi sayesinde. Ertesi sabah erkenden alana gelip çalışmaya başladık. Karayollarının kepçesi ve operatörü de alanda hazır bizi bekliyordu. Van müdürümüz her an bir ihtiyacımız olabilir diye kalmasını istemiş. Yedek motoru uçaktan indirirken etrafımıza 20-25 kişilik bir seyirci toplanmıştı. O zamanlar terör diye birşey olmadığı hatta, bilinmediği için hava alanına canı isteyen elini kolunu sallayarak girebiliyordu. Toplanan kalabalığın bitmeyen sorularından başka bir zararı yoktu. Zaten bu insanların da hiçbir kötülük amacı da yoktu, sadece işsizdiler ve çalışmalarımızı, uçakları merakla seyrediyorlar ve fırsat bulurlarsa merak ettikleri hususları soruyorlardı. Nerde o günler? Şimdilerde biz personel olarak hava alanına girerken elektronik güvenlik filitrelerinden geçmek zorunda kalıyoruz. Hava alanına girmek isteyen herkes, ister yolcu ister personel olsun, potansiyel terörist olarak görülme mecburiyeti var. Yedek motorumuzu ve uçaktan sökeceğimiz arızalı motoru üzerine koyacağımız boş motor sehpasını uçaktan indirdik. Bu arada ekibin diğer kısmı arızalı uçağın motorunun söküm işlemine başlamışlardı. Yolcuların uçağa inip binme-leri için kullanılan merdivenlerden çalışma platformu olarak yararlanıyorduk. Elbette sağlıklı ve rahat çalışma sahası değildi ama sahradaydık ve hiç yoktan iyi idi. Ben pervaneyi indirdim, yağının boşalması için vinçte eğri durumda süzülmeye bıraktım, Sonra motor üzerinde söküm işlerine yardım etmeye başladım. Ekibin en genç üyesi olarak (19-20 yaşında idim) deneyimli teknisyen abilerimden yakın bir ilgi görüyordum. Bu durum beni motive ediyor, mesleğimi sevmemi sağlıyordu. Verdikleri işi kısa zamanda başarı ile tamamla-yınca bravo, aferin sözleri ile gururlandırıyorlardı beni. Sahrada ekipte kime ne iş verilirse o iş yapılıyordu esas görevin dışında. Sahra şartları içerisinde, yanılmıyorsam 3 gün içinde, motoru değiştirdik, sökülen arızalı motoru ve sahra vincini kargo uçağına yükledik. Arızalı uçağın pilotları kargo uçağı ile İstanbul’a hareket etti. 3 İkinci gün, motor değişimi tamamlandı, sonra yer çalıştırma tesleri ve gerekli olan ayarlar yapıldı, uçak uçuşa hazır duruma getirildi ve gece oldu. Hava karardıktan sonra tecrübe uçuşu yapılmadığı için ertesi sabah erkenden tecrübe uçuşu planlandık ve otelimize gittik. Her zamanki gibi şehirde insanlardan sıcak ilgi ve sevgi görüyorduk. Akşam yemeği için gittiğimiz lokantada oturduğumuz masanın etrafını meraklılar dolduruyor, işlerimizin nasıl gittiğini, uçağın uçup uçamayacağını soruyorlardı. Sabah erkenden alana gittik. Uçağın yakıtını aldık. Teknik kontrol ve bir teknisyen ile uçak, tecrübe uçuşu için havalandı. Erken bir saat olduğu için şehirdeki seyircilerimiz gösterinin en önemli olan bu kısmını kaçırmışlardı. Uçak, havada gerekli testleri yaptıktan sonra iniş için alana gelirken şehir üzerine yöneldi ve iki alçak uçuş ile tüm Van şehrini selamlayarak bir nevi “uçağımız faal oldu, uçuyoruz, Allahaısmarladık” demiş olduk. Uçak indiğinde Adil kaptan “Van’ da ne kadar uyuyan insan varsa hepsini uyandırdık” dedi. Uçak, tecrübe uçuşunda faal bulunmuştu. Hazırlıklar yapıldı, takım, techizat ve malzemelerimizi uçağa yükledik. Adil kaptan meydan müdürüne “yahu, belediye hopörlöründen anons ettirseydik, belki yolcu bulurduk” diye takıldı. Uçakta hostes ve ikram malzemesi olmadığı için zaten olacak şey değildi. Yine aynı uçuş güzergahı ile İstanbul’a doğru intikal uçuşu için havalandık. Pilotluk denemesi Bu defa uçağımız yolcu uçağı olduğu için dönüş yolculuğumuz konforlu idi. Deri kaplamalı yolcu koltuklarında oturuyorduk. Diyarbakır’dan kalktıktan bir süre sonra, Adil kaptan cockpitten çıkıp tuvalete gitti. «ıkışında karnını ovalıyordu, rahatsız olduğu belli idi. Kısa bir süre sonra tekrar tuvalete gitti. «ıktığında biz teknik ekibe “Arkadaşlar, galiba dün akşam yediğimiz yemekten bağırsaklarım bozulmuş, mecbur kalmadıkça tuvalete gitmeyin, boş kalsın, her an ben gitmek mecburiyetinde kalabilirim” dedi, tekrar kokpite girdi. DC-3 yolcu uçaklarının 24-28 kişilik maroken deri kaplı lüks sayılabilecek koltukları olmasına karşın, yalnız bir adet ve kovalı tipte tuvaleti vardı, her indiği alanda kova, ilgili personel tarafından alınır, boşaltılıp yıkanır ve tekrar uçaktaki yerine konurdu. Adil kaptan kısa bir süre sonra tekrar tuvalete gitti. Bu dafe çıktığında iyice bitkin görünüyordu. Salih Doğu kaptan kendisine “abi sen git ön koltuklarda yat, ihtiyacın olduğu zaman tuvalete yetişirsin, benim sana ihtiyacım olursa seslenir seni çağırırım” demiş. Adil kaptan da bize “ben şu ön koltukta yatacağım, sizler sırası ile kokpite giderek Salih kaptanın yanına sağ koltuğa oturun, yol uzun, hem arkadaşlık edersiniz hemde bir şey yapmanızı isterse yapar yardım edersiniz, sonunda hepiniz uçak teknisyeniz“ dedi. Uzun bir süre sonra, can attığım kokpite gitme sırası bana geldi. Sağ koltuğa oturdum ve kaptanla sohbete başladık. Salih kaptan bana kumandalar ve uçuşumuz hakkında bilgi verdi. Uçakta Autopilot sistemi olmadığı için uçuş el ile yani, bilek gücü ile yapılıyordu. 4 Bir süre sonra bana “hadi bakalım, kumandaları al, levyeni tut, headingimizi (uçuş istikameti) ve irtifamızı (yerden yükseklik) biliyorsun, aletlerde de görüyorsun, demin gösterdiğim gibi bu headingi ve irtifayı bozmadan uçmaya gayret et” dedi ve ellerini levyeden çekti. Müthiş bir heyecan ile kendi tarafımdaki levyeyi aldım. Tüm çabalarıma karşın ya headingi ya da irtifayı kaçırıyordum, ikisini birden sabit değerde tutmam mümkün olmuyordu. Bozduğum değerleri düzeltmek için verdiğim karşı müdahale de sert ve gereğinden fazla oluyordu. O zaman hemen Salih kaptan levyeyi alıp kendisi düzeltme yapıyor, uçağı rotasına ve irtifasına oturttuktan sonra tekrar kumandaları bana bırakıyordu. Onbeş dakika sonunda bir gün çalışmışım gibi yorulmuştum ve bu işi bu kadar eğitimle beceremiyeceğime inanmıştım. Bütün bunlara karşın bu işten zevk aldığımı söylemeliyim. Adil kaptanın tuvalete gitme ihtiyacı seyrekleştiğinde ve tekrar kokpite gelerek görevinin başına oturunca, bizlerin yardımcı pilotluk görevimiz de sona ermiş oldu. Salih Doğu kaptan, genç sayılabilecek yaşlarda vefat etti. Adil kaptanın da emekli olduktan sonra vefat ettiğini öğrendim. Kendilerini rahmetle anıyorum. Bir başka Nostalji yazısında buluşmak ümidi ile...
|