TROYA SAVAŞI (3)
Yurdaer İhsan Aksoy
( Geçen sayıdan devam. )

Helena, doğduğunda öylesine güzeldir ki; Leda’nın kocası Tyndareos bile ona hayran kalır ve bu tatlı bebeği bağrına basarak onu öz evladı gibi benimseyip büyütür. Yıllar geçtikçe serpilip gelişen Helena, çok güzel bir genç kız haline gelir ve bir çok ilginç mitolojik hikayeye konu olduktan sonra, kendisiyle evlenmek isteyen sayısız talipleri arasından Sparta kralı Menelaos’u eş olarak seçer. Bu Menelaos, Akha halkından Argos kralı Atreusoğlu Agamemnon’un da kardeşidir. Sparta ve Argos, Yunanistan’ın Peleponez Yarımadası’nda ilkçağda kurulmuş olan iki önemli kenttir.

÷te yandan, Helena’yı yaratmak suretiyle Toprak Ana Gaia’nın üzerindeki yükü hafifletmek için ilk adımını atmış bulunan Zeus, bu amaçla insanlar arasında çıkartmayı planladığı büyük ve zorlu savaşı başlatmak için artık fırsat kollamaktadır. «ok geçmeden de bu fırsat doğacaktır: O sıralarda, Tanrıça Thetis’in düğün hazırlıkları sürmektedir. Thetis; Gaia ile Pontos’un, yani, toprak ile denizin birleşmesinden doğan ve mitolojide deniz ihtiyarı olarak anılan Nereus’un elli kızından en ünlü olanıdır. Tanrıça Hera tarafından yetiştirilen Thetis’e, Zeus ile denizlerin tanrısı Poseidon da göz koymuşlar, ancak bir kehanete dayanarak, onun doğuracağı oğlun babasından daha güçlü olacağını öğrendikten sonra, geleceklerinden korkup, bu güzel denizkızından el çekmişler ve onu bir ölümlü ile evlendirmeye karar vermişler.

Yunan ilkçağ düşüncesinde de kader kavramı vardır. Bu inancın dikkati çeken ilginç bir yönü, sadece ölümlü insanların değil, tanrı ve tanrıçaların da kadere boyun eğmek zorunda olmalarıdır, onlar bile kaderi değiştiremezler. Kaderi yapanlar kader tanrıçaları Moiralar’dır. Adları; Klotho, Lakhesis ve Atropos olan üç kız kardeştirler. İnsan ana karnından doğar doğmaz Moiralar’dan biri onun ömür ipliğini bükmeye koyulur, günün birinde de ipliği keser ve insan ölür.

Tanrıça Thetis’e koca olarak Yunanlılar’ın en dürüstü ve en dindarı olarak anılan Aiakos’un oğlu Phthia kralı Peleus seçilmiş. Bu Aiakos da Zeus’un su perisi Aigina’dan doğan oğluymuş. Annesinin adıyla anılan adada krallık sürerken uyruklarının hepsi veba hastalığından ölünce Aiakos babası Zeus’a yalvararak burada çok sayıda bulunan karıncaları insana dönüştürmesini istemiş, Zeus da bu dileğini yerine getirmiş. Karıncalardan türeyen bu insanlara Yunanca’da karınca anlamına gelen “ myrmeks “ kelimesinden hareketle Myrmidonlar denilmiş. Myrmidonlar Troya Savaşı’na Akhalar’ın yanında katılmışlar. Mitolojide bir başka karınca hikayesi daha vardır: Myrmeks çok becerikli ve çalışkan Atina’lı bir genç kızmış. Tanrıça Athena da bu yüzden onu sever ve kollarmış, ancak tanrıçanın buluşu olan sapanın kendisi tarafından icad edildiğini iddiaya kalkışınca Athena da kızarak onu karıncaya dönüştürmüş.

Thetis ile Peleus’un Yunanistan’ın Teselya bölgesindeki Pelion dağının zirvesinde yapılan düğün törenine bütün tanrı ve tanrıçalar da katılırlar. Zeus amacına adım adım yaklaşmaktadır. Nifak tanrıçası Eris’in bu düğüne davet edilmemesini sağlar. Kendisine yapılan bu haksızlık karşısında çok sinirlenen tanrıça Eris de, düğünün en eğlenceli anında ziyafet masasına, üzerinde “ en güzele “ yazılı bir altın elma fırlatır. Bunun üzerine Olympos’lu tanrıçalardan Hera, Athena ve Aphrodite’nin her biri kendisinin en güzel olduğunu söyleyerek altın elmayı sahiplenmek ister ve kavgaya tutuşurlar. Tanrıların ulusu Zeus da; bu böyle olmaz, size güzelden anlayan bir hakem bulalım, hanginizin en güzel olduğuna o karar versin, siz de onun vereceği karara saygı gösterin der ve üç tanrıçayı habercilerin tanrısı Hermes’in refakatinde o sıralarda İda Dağı’nda yaşamakta olan Paris’in yanına gönderir. Böylece Troya’nın yakılıp yıkılmasına giden yol da açılmış olur.

İda, bugün bizim Kazdağı dediğimiz dağdır. Güney yamaçları Edremit Körfezine bakan İda Dağı, kuzeyde Biga Yarımadası’nın içlerine doğru uzanır. Homeros’un Troya Savaşı’nı anlattığı İlyada isimli destanında adı “ Bin Pınarlı İda “ olarak geçer. En yüksek yeri 1774 metre ile Karataş (Gargaron) Tepesidir. Daha sonraları tanrılar bu savaşı izlemek için ara sıra buraya geleceklerdir.

Edremit Körfezi’nin ilkçağlardaki adı Adramyttenos Körfezi’ydi. O zamanlar bu körfezin kıyılarında, bugün Küçükkuyu beldesinin bulunduğu yerde Gargara , Altınoluk’un bulunduğu yerde de Antandros isimli iki kent vardı ki, Homeros destanında bu kentlerden Antandros’un adını da zikreder. Halen arkeologlar Altınoluk’tan Akçay’a doğru kısa bir mesafe ötede, Antandros’un nekropolünde (kent mezarlığında) kazı yapıyorlar. Bu yaz, Altınoluk sırtlarında belediye tarafından arkeologlara tahsis edilen Kazıevi’ni ziyaret ederek, bu nekropolden çıkarılan eski eserleri görmek fırsatını buldum.

Konumuza dönelim: Paris; Troya kralı Priamos’un elli oğlundan biridir. (Latince eski bir metinde” Priamo quinquaginta filii erant “ denilmektedir, yani “ Priamos’un elli oğlu vardı. “) Priamos’un karısı Hekabe, Paris’e hamileyken rüyasında Troya’yı yakacak bir meşale doğuracağını görmüştür. Bu rüyayı yorumlayan kahinler Priamos’a, insanlığa felaket getirecek olan bu bebeği doğar doğmaz öldürmesini önerirler. Ancak Troya kralı kendi eliyle evlat katili olmayı göze alamadığından, bebeği öldürmesi için çoban Agelaos’a teslim eder. Böyle çirkin bir suça alet olmak istemeyen çoban da, çocuğu götürüp dağlara bırakır. ÷nceleri dişi bir ayı tarafından emzirilen Paris, daha sonra, vicdan azabı çeken Agelaos tarafından aranıp bulunur ve yetiştirilir, zamanla hem büyük beceriye hem de keskin bir zekaya sahip yakışıklı bir delikanlı olur ve çevrede bilge olarak ün kazanır. Esasen Zeus da üç tanrıçayı bu özelliği nedeniyle Paris’in hakemliğine göndermiştir.Tanrıçalar Paris’i İda Dağı’nın derinliklerinde, zümrüt yeşili suların başında bulurlar ve niçin geldiklerini anlatarak içlerinden hangisinin en güzel olduğuna karar vermesini isterler. Bu arada da “en güzel “ ünvanını alabilmek için ona rüşvet teklif ederler: Hera Asya’nın hakimiyetini, Athena bilgelik ve savaşlarda yenilmezlik kabiliyetlerini verecektir. «arpıcı güzelliği ile zaten Paris’i büyülemiş olan Aphrodite ise, Sparta kralı Menelaos’un karısı dünya güzeli Helena’nın aşkını vaat etmektedir. Genç ve yakışıklı Paris altın elmayı Aphrodite’ye verir. «ok sayıda insanın öleceği savaş artık yakındır. (Devam edecek.)