Nereden Nereye...
Yıl 1944. 8 uçaklık filoya 6 De Havilland Domini ve 5 Junkers-52 katılarak sayı 19’a ulaşır.
Adana, Elazığ, Erzurum hatlarına ilave Sivas, Afyon, Diyarbakır hatları açılır. Ankara, Konya, Antalya, Adana, Gaziantep, Urfa, Diyarbakır, Van, Erzurum Ring seferleri başlar.
ICAO Kuruldu
7 Aralık
1944’te Şikago’da toplanan 52 devletin temsilcisi “Şikago Sözleşmesi”
diye adlandırılan “Uluslararası Sivil Havacılık Sözleşmesini” imzalamışlardır.
İngilizcesi “International Civil Aviation Organization” (ICAO) olan bu sözleşme
ve bununla kurulan teşkilatın amacı, Uluslararası hava taşımacılığının
emin, düzenli ve ekonomik bir şekilde çalışması ve gelişmesi için
milletlerin işbirliği yapmalarını sağlamaktır. Bu sözleşme, anılan
tarihte Türkiye tarafından da imzalanmış ve 5 Haziran 1945 tarihinde 4749
sayılı kanunla T.B.M.M. tarafından onaylanmıştır.
1945 Büyük Aşama
1945 yılı sonlarında satın alınan 30 adet DC-3 ve 3 adet C-47 ile filoda, dolayısıyla yeni hatlar açılmasında ve ticarette büyük bir aşamanın eşiğine gelindi.
Savaşta kullanılmış olan bu uçaklar, tek tek bakımdan geçirildi, yenilendi ve 1946 yılı içinde hizmete girdi. Bu yıl yolcu ve kargo da %100 artış kaydedildi. Pilot sayısı 18’den 54’e çıktı. Toplam personel de %30 artış yapılarak bünye büyütüldü. Devlet Hava Yolları İşletme Genel Müdürlüğü için bir nevi patlama kabul edilebilecek olan bu olayı Sayın Rıza ÇERÇEL şöyle anlatıyor;
“İkinci Dünya
Savaşı’ndan sonra Amerikalıların ihtiyaç fazlası bir kısım kullanılmış
DC-3 uçağını satın almak için teşebbüse geçildi. Bu konuda anlaşma
yapmak ve uçakları satın almak üzere ben görevlendirildim. Bize satacakları
uçaklar Mısır’da idiler. Kalkıp, Kahire’ye gittik. Sorumlularla görüştük.
Uçakları gördük. Haliyle bunlar yeni değillerdi, kullanılmışlardı. Çoğu
arızalıydı. Amerikalılar bunları yerinde olduğu gibi teslim almamızı
istiyorlardı. Pazarlık edildi, uzun tartışmalardan sonra 30 DC-3 uçağını
yok denecek bir fiyat ile bağladık. Düşünebiliyor rmusunuz, 30 uçak 20.000
dolar. Bu kadarla da bitmiyor, bir de 10 yıl kredisi var. O zaman bir dolar
1.47 TL civarındaydı. Yani 30 uçağı 30.000 TL’ye alıyoruz. Fakat bununla
da yetinmedik. Uçakları biz götüremeyiz, yetişmiş pilotumuz yok. Bunu
sizin pilotlarınız taşısın dedik. Bunu da kabul ettirdik. Bu işi süratle
halletmek için, uçakların bulundukları yerde Amerikalılar tarafından
elden geçirilmesi ihtiyacı olanların tamir edilmesi ve pilotların da
bir an evvel Türkiye’ye taşıması gerekiyordu. İlk 5 uçak hazırlandı,
ben de onlarla beraber olmak üzere memlekete geldik. Kalan uçakların da taşınmasını
kolaylaştırmak için bir şey yapmak lazımdı. Onun için ilk uçakları
getiren mürettebatı misafirperverliğimizin de ötesinde çok iyi ağırladık,
gezdirdik, hediyeler verdik. Mısır’a dönen pilot, arkadaşlarına bizden öyle
güzel söz etmişler ki, aralarında uçak taşımak için yarış başladı.
Bakımcıları, tamircileri kendileri zorladılar, imkanlar dahilinde uçakları
iyi duruma getirip taşıdılar.
Pilotlarımızın bu uçaklara adapte olabilmesini sağlamak üzere Amerika’dan bir eğitim heyeti geldi. Başlarında Kaptan Miller vardı. Değerli bir kişi idi. Mısır’da uçaklarla birlikte Ling-Trainer denilen bir uçuş eğitim ünitesi de almıştık. O da çok işe yaradı. Pilotlarımız kısa bir zaman içinde bu uçaklarla uçmaya başladılar.
Otuz adet DC-3 uçağının satın alınıp hizmete verilmesi olayının, hava taşımacılık tarihimizde her zaman anılmaya değer kalacağını sanıyorum. “ (Sürecek)