T
H Y ’ N İ N T E K N İ K
K A H R A M A N L A R I . . .
Bir sivil havacılık tutkunu, THY’inin gerçek bir dostu olarak uçuşlarıma
ilişkin yapıcı eleştiri ve önerilerimi yıllardır THY yönetimine iletmeyi
görev saymışımdır. Bu fahri ödevim, milli havayolumuzun Genel Kurullarındaki
geleneksel konuşmalarımla birleşince, anı bahçemin en güzel çiçekleri
oluşur benim için. 28 Nisan 2001’de gerçekleşen son Genel Kurul konuşmam,
THY’nin bugünkü düzeyine erişmesinde inanılmaz hizmetleri olan teknik
kahramanların öyküleri üstüne idi. Bu konuşmamın THY’nin teknik ailesi
ile paylaşılmasına ilişkin UTED önerisini kabul etmekten onur duyuyorum.
(Dr.Suphi
Ayvaz)
Sözlerime, THY logosunun A340 uçakları winglet’lerinin iç yüzeylerinde de yeralmasıyla ilgili önerimin tümüyle gerçekleştirilmiş olması nedeniyle teşekkürlerimi sunarak başlamak istiyorum.
Olağandışı ekonomik gelişmelerin yaşandığı dönemde yapılan bugünkü genel kurulda, başka bir önerimi, hazirunla paylaşmayı diliyorum.
Tüm işletmelerin ekonomik açıdan ağır bir yükün altında kaldığı bu günlerde çok farklı bir alanla ilgili önerimin sunuluş amacına yönelik Milli Havayolumuzun tarihine yapacağımız birkaç dakikalık yolculuğa izinlerinizi istiyor ve hoşgörülerinize sığınıyorum.
Nice Genel Kurulları Paylaşma Onurunu Duyduğum Rıza Çerçel Ulvi Yenal ve Hüseyin Yeğin’in Convair 880 Randevusu...
“Orta menzilli jet uçaklarını tetkik ediyorduk. 1956’da bakım üssü müzakereleri için Teknik Müdür Hüseyin Yeğin ile Los Angeles’ta idik. Convair uçaklarını yapan San Diego’daki General Dynamics, 880 ve 990 numaralarını verdiği biri orta, diğeri uzun menzilli uçağı piyasaya çıkarmıştı. Orta menzilli olan 880’i incelemek üzere San Diego’ya gittik. Alakalılar bize izahat verdiler. Hüseyin Yeğin, 880’in kanatları üzerinde durdu ve bazı grafik ve planları inceledikten sonra izahat veren mühendislere: “Bu kanatlar sakat; siz de bunun farkına varıp 990’larda tashih etmişsiniz” dedi. Bu sözler üzerine biraz da kızan alakalılar, gölgede 40 derece hararetle bütün test yerlerini o sıcakta gezdirdiler ve bizi ... Airline’a teslim edilmek üzere olan yepyeni bir 880’e bindirerek uçurdular. Ayrılırken Hüseyin Yeğin fikrini değiştirmediğini söyledi. Uçtuğumuz, ... Airline’a teslim edilen uçak, üç ay sonra havada dağıldı ve 880’ler imalattan kaldırıldı.”
Selahattin Babüroğlu ve Yıldırım Alan DC-10’nun Onarım Mucizesi...
“1978 yılında o günkü genel müdür yardımcılarından Ertuğrul Alper bana telefon etti.” DC-10 uçağımız yıldırım aldı. Uçak Yeşilköy’e geri döndü, yolcuda heyecan var, acele bir uçak kiralayıp yolcumuzu gönderelim” dedi. Ben sevki tabiiyle “Olmaz uçağı onarınız” dedim. Ertuğrul Alper, az sonra Genel Müdürlüğe yanıma geldi.
- Ne oldu Ertuğrul Bey?
- Air condition kapısı parçalandı. Amerika’dan kapı getirip tamir etmek gerek. 5-10 gün sürer.
- Ertuğrul Bey, koca uçağı yeniden yaparcasına onaran personeli dağıttık mı? Niçin biz yapmıyoruz. Ben uçağı yarın hizmete rica ediyorum.
Ertuğrul Alper bu göreve yeni başlamıştı. “Arkadaşlarla bir görüşeyim” dedi ve ayrıldı. Biraz sonra tekrar bana geldi.
- Efendim uçağı bir-iki günde tamir ederiz, ama kapının sabit olmasını kabul ederseniz.
- Böyle yapılırsa uçak düşer mi?
- Hayır efendim.
- Kabul, yarın uçağı seferde görmek istiyorum.
Uçak onarıma alındı, sürekli vardiya hizmeti vardı. Teknik kısmıda, geceyi Ertuğrul Alper de personelle geçirdi. Ben saat 23.00’de ikrama emir verdim:
“Bir çuval çikolata götürüp çalışanlara dağıtınız.” Gece yarısı geçildi. Saat 02.30’da, bir çuval fondan çikolata daha gönderilmesini sağladım. Ve ‘arkadaşlara söyleyiniz başka verecek şeyim yok, uçağı yarın filoda görmek istiyorum’ dedim. Uçak ertesi gün saat 11.00’de yolcusu ile Almanya’ya hareket etti.”
Bünyeden Yetişen İlk Genel Müdür Ertuğrul Alper’in Topkapı Uçağı Mucizesi...
“1966 yılında sipariş ettiğimiz Douglas DC. 9-30 tipi jet uçaklarımız gelinceye kadar firma ile anlaşmamız gereği hem eğitim ve hemde jete intibak devresinde bize yardımcı olacak 30 tipinden daha ufak, 10 tipi bir uçağı firmadan kiraladık. Uçuş ekibi ve bir kısım bakım ekibini eğitmemize rağmen, yedek parçamız yok denecek kadar cûz’i idi. Bu uçağımıza “TOPKAPI” adını taktık. Ve Frankfurt, Amsterdam, Brüksel, Roma, Viyana şehirlerine tarifeli sefere başlattık.”
Uçağımızın üzerine hepimiz titriyor ve arıza yapmaması için dua ediyorduk.
Tanrının yardımıyla uçağımızın ilk 6 ay sonunda günlük utilizasyonu 9 saati aşmıştı. Bu uçağımız hakkında pilot arkadaşlardan dinlediğim şu anıyı hiç unutamam: Gerek Frankfurt ve gerekse Avrupa’nın diğer şehirlerinde söylenen husus “THY jet TOPKAPI” uçağı aynı gün hem Amsterdam’da hem de Viyana’da uçuyor. Acaba kaç tane jet uçağı aldınız?”
Bu anılara değinme gereksinimi neden duyuyoruz?
Güncel bir konu olan THY’nın değerinin takdir edilmesinde, kurumun sahip olduğu hatlar, uçaklar hangarlar, gayrimenkuller gibi somut varlıkların yanısıra, kuşkusuz onu 68 yıllık tarihinde, nice olumsuzluklara, nice krizlere rağmen bugünkü düzeyine getiren soyut varlıklarını, becerilerini de mutlaka gözönüne alınmasına olan inancımızı paylaşmak istiyoruz.
THY’nın bu başarı öyküsü tam olarak yazılıp, bu soyut varlıklar tarif edilmedikçe onun gerçek değerini belirlemek mümkün değildir.
Bu nedenle, THY tarihinin, en azından yarısını, çok yakından izleyen bir dost, mütevazi bir ortak olarak, THY’nın 50. Yılında yayımlanan belgesel kitabını genişletilerek gerçek bir tarihçe yapıtına, jet hızıyla, dönüştürülmesini gönülden diliyor ve öneriyorum.