HOVERCRAFT

Bir aracın hem karada hem de denizde gidebilmesi çok eski bir fikir olmasına rağmen uygulaması oldukça yakındır. Tasarımı da, yapımı da yirminci yüzyılın ortalarında olan Hovercraftlar ilk kullanılmaya başladıkları yıllarda oldukça ilgi görmelerine rağmen, sonradan bekledikleri ilgiyi göremediler. Havayastığı üzerinde giden bu araçlar hem karada hem de denizde gitme özelliklerinden dolayı çıktıkları ilk yıllarda çok isim yaptılar. 1950’li yıllarda kullanılan ilk modeller beklenenlere cevap veremeseler de, diğer taşıtlara göre ayrıcalıklı durumdaydılar.

Hovercraftlar, araç gövdesi ile dış zemin arasındaki basınçlı havanın (hava yastığı) taşıma ve kaldırma etkisine dayanarak hareket ederler. Böylece suda ve karada ilerleyebilirler. Hovercraftlar, hava yastığının aşağı doğru olan sabit hareketi ile giderler, bazı türlerinde ise bu basınçlı hava eğimli borularla geriye doğru verilir, bu da aracın ileri hareketini sağlar.

Hava yastıklı araçların ilk mucidi Sir Thornycraft’dır. 1870’li yıllarda altı açık bir kabın su üzerinde basınçlı hava ile doldurulup batmamasını, hatta ilerlemesini sağlamıştır. Araç ile su arasında hava olduğundan sürtünme de azalmış, araç hızla hareket etmiştir. Thornycraft basınçlı havanın kabin altından dışarı kaçmasına engel olamasa da 1877 yılında buluşunun patentini aldı. Bu sorunu yine bir İngiliz mucit olan Christopher Cockerell çözdü. Cockerell karısının saç kurutma makinasını bir hava basıncı üreten motor (kompresör) gibi kullandı. Teneke kutularla su dolu kaplarda yaptığı deneyler sonrası ilk prototipini üretti. Onun icadı olan SR. N1 modeli ile bu günkü hovercraftların ilki üretilmiş oldu. 1959’da ilk modelini denedi ve oldukça başarılı oldu. Teknenin altına döşediği borulardaki deliklerden çıkan hava tekneyi havada tutuyor ve eğimli olan deliklerden dolayıda tekne ileri doğru gidiyordu. Ayrıca aradaki basınçlı hava bir perde görevi gördüğünden içerideki havanın dışarı çıkmasına engel oluyordu. Üç yolcu taşıyabilen bu model maalesef hem yavaştı, hemde dalgasız düz sularda gidebiliyordu. Bu sorun da ileriki yıllarda çözülecekti. Çünkü perdeleme yapan hava, içerideki basıncın kaçmasına engel olamıyordu. Bu yüzden ikinci bir emniyet olarak teknenin dış alt kısmına da kauçuktan yapılmış bir dış muhafaza (etek) ilave edilmişti. Tekne gaz türbinli bir motordan kuvvet alıyordu ve hafif olması gerektiğinden saç levha yerine alüminyum levhalar kullanılmıştı. Böyle olduğu halde motorun tekneyi hava yastığı üzerinde tutmak için harcadığı güç, tekneyi ileri doğru sürmek için harcadığı güçten daha fazlaydı. Hovercraftların temelinde; aşağı doğru üflenen hava fanlar ile yönlendirilerek tekneye ileri hareketi verilir, teknenin üzerinde (arkada) bulunan pervaneler tekneye extra bir güç ve manevra kaabiliyeti sağlar. Hovercraftlarda hava yastığının kalınlığı, uzunluğunun onda biri kadardır ve bu dezavantajından dolayı tekne karayollarında kullanılamamaktadır.

Önceleri kauçuktan yapılan etekler sürtünme nedeni ile çok çabuk aşınınca yerini naylon ve plastik karışımı ürünler almaya başlamıştır. Bunlar etek gibi parça parça asılıyordu. Şimdi ise bunların yerini bir torba etek şeklindeki ürünler almıştır.

Hovercraftlar bir çok bilim adamının kafasını kurcalamıştır. Bu fikir üzerinde çalışan yapımcılar çölde, karada, suda ve buzda gidebilen bu araçları geliştirdiler ve saatte 137 km’lik sürate eriştiler. Bu rekor seviyedeki sürate erişebilen hovercraftlar 400 yolcu, 55 otomobil ve 5 de otobüs taşıyabilmekteydi. Amerika bu araçtan yola çıkarak bir proje başlattı. 8000 tonluk bir torpido gemisini hava yastıklı ve katamaranlı şekilde yapacak ve saatte 180 km hıza ulaşacaklardı. 4 normal jet uçağı, 4 dikine kalkabilen jet uçağı ve 4 helikopter taşıyan bir üstün gemi ile bir filo kurulacaktı. Bu teknenin iki prototipi yapılmasına ve filo hazırlığına girişilmesine rağmen, proje siyasi olarak yürümedi ve Pentagonda takıldı. Amerika klasik tip gemilere geri döndü.

Hovercraftlar büyük üstünlüklerine rağmen bazı dezavantajlara da sahiptiler. Çok gürültülü olmaları, çok sık arızalanmaları ve kumanda zorlukları en büyük problemleriydi. Almanya, İngiltere, Fransa ve Amerika hovercraftları en çok kullanan ülkelerden bazılarıdır. Almanya’da 1998 yılında hovercraft ile taşınan otomobil sayısı bir önceki yıla göre %32 artmıştı. Hızlı taşımacılığın öneminin arttığı ve zamanın para olduğu günümüz dünyasında Hovercraftların da önemi paralel olarak artmaya devam ediyor. Bir çok ülke Hovercraftları kullanıyor ve dünyada Hovercraft sayısı da gittikçe artıyor. Bir çok ordu amfibi kuvetlerinde hem karada, hem de denizde gidebildiği için Hovercraftları kullanıyor. İngiltere ve Fransa arasında Manş denizinde sürekli bir hovercraft trafiği mevcuttur. Japonyanın da aralarında bulunduğu bir çok ülke Hovercraftlar için büyük yatırımlar yapmışlardır ve hovercraftlar üzerine büyük projeler hazırlanmaktadır. Öyle gösteriyor ki hovercraftlar diğer taşıma araçlarına göre yavaş ama doğru yönde gelişiyor ve gelecekte hem sivil, hemde askeri amaçla kullanılacak araçların listesinde hovercraftlar bir numara olacaklardır.