| Değişiklikler ve Uçakların Kabin İçi Tasarımı |
| Uçakların kabin içi tasarımı, kavramları ve geleceğin kabin içi konularını kapsayan uluslararası konferans ve sergi Fransa’da 27/28 Şubat - 01 Mart 2001 tarihlerinde düzenlendi. Konferans , ünlü Film Festivali’nin yapıldığı Kongre Sarayında gerçekleşti. Hemen hemen dünyanın tüm kabin içi ile ilgili malzeme üreticileri ürünlerini sergileme olanağı buldular. Ünlü tasarımcılar, uygulamalarını anlattılar. Konferansa 1000’den fazla delege katıldı; 160 firmanın ürünleri tanıtıldı. 3 gün boyunca 32 oturumda 77 konuşmacı görüşlerini delegeler ile paylaştılar. Oturumlar “4” ana başlıkta toplandı; Birinci gün, 27 Şubat 2001’de, geleceğin kabin içi ve tasarım kavramları konusunda genel görüşmeler yapıldı. Konferansın ikinci gününde, tasarım kavramları devam ederken paralel oturumlarda, uçak içi eğlence IFE (inflight entertainment) ve haberleşme, sağlık ve emniyet, uçak mutfakları, uçağın ikramla ilgili teknolojileri konuları görüşüldü. 01 Mart 2001, konferansın son gününde, kabin içi konfigürasyon değişiklikleri, kabin içinin kurumsal kimliği yansıtması, ürün tasarımı ve marka konularıyla ilgili bildiriler sunuldu. Aynı zamanda kongre sarayında havalimanları ile ilgili bir konferans daha düzenlenmişti. Bu konferansa da 1000’den fazla delege katıldı, 32 oturum ve 77 konuşmacı ağırlandı. Onlar içinde sergi düzenlendi. Hiçbir karışıklık, hiçbir düzensizlik olmadı. Alışılmışın dışında kötü bir havaya rağmen hiçbir aksaklık yaşanmadı. Konferansın tüm konuları yolcu, yani insan üzerine odaklanmıştı. Yolcunun ihtiyaçlarının analizi sınırlı mekandan maksimum faydalanmanın yollarının aranması ana tema idi. Kuşkusuz tüm çalışmaların kilit noktası ise TASARIM KAVRAMLARIYDI. First Class, Business Class, Ekonomi Class ve Charter yolcuları için sağlanacak olanaklar, yolcu hakları ve uçuş güvenliği çerçevesinde yıllar yılı havacılığın gündeminde olacaktır. Tüm çabaların sonunda acaba her yolcu için özel mekanlar düzenlenebilir mi? ya da her yolcu mevcut mekanlarda kendine özel bir şeyler bulabilir mi? Kuşkusuz bu arakesitte “değişimi ve değişikliği yakalayanlar” kazanacaktır. Treni ve trendi kaçırmamak gerekmektedir. Görülen o ki tüm havayolları yani rakipler olağanüstü bir çaba içinde yakın geleceğe hazırlanmaktadırlar. Teknolojinin getirdiği tüm olanakları zorlamakta, yeni ve değişik fikirler üzerinde çalışmaktadırlar. Bugünün problemi ölçülemeyen değerler üzerine kurulmuştur. Yükleme faktörü, doluluk oranı, elde edilen gelir, kar zarar vb kolaylıkla ölçülebilmektedir; fakat ne kadar değişiklik, ne kadar yenilikçilik ve yeniliklerle edinilen faydanın ölçümü o kadar kolay değildir. Yolcu memnuniyetini ve mutluluğunu ölçme metotları üzerinde çalışmalar devam etmektedir. Risk almaktan ve bilinmeyenleri kullanmaktan korkmadan adım atanlar kazanacaktır. Burada sözü edilen emniyet riski olmayıp; yeni tasarıları yolcuya sunmanın riskidir. Emniyetle ilgili riskler; her durum için kuralların kontrolü ve sınırları içindedir. Gerçek olan; değişikliklerin yolcuya çekici geleceğidir. Konferansın ışığında, kabin içi tasarımını ve doğrudan doğruya teknolojiyi ilgilendiren bu konuları “değişiklikler” konu başlığı altında paylaşacak; havayolu yolculuğu ile yolcularımızın yaşadığı “değişiklikler” ve yolcunun havacılık sektöründen beklediği değişiklikleri dergimizde aktarmaya çalışacağız. Temelde, yolcu; gideceği yere en kısa zamanda, emniyetli, ekonomik, mutlu ve sağlıklı bir biçimde ulaşmak ister. Havayolunun görevi tüm bu kriterleri maksimize etmektir. Yolcunun uçak yolculuğu ile yaşadığı en önemli değişiklik “zamanın” hızla, doğa ve mekan boyutundan koparak değiştirilmesidir. Zaman Değişikliği Son yıllarda yapılan araştırmalara göre, hızlı zaman değişiminden ötürü yaşanan ve havacılık terminolojisinde ‘jetlag’ olarak geçen, fizyolojik rahatsızlığın, kan basıncının değişmesine, baş ağrılarına, hafıza kaybına, pıhtılaşmalara, alerji gibi mevcut hastalıkların ortaya çıkması gibi çeşitli sendromlara neden olduğu anlaşılmıştır. Ne zaman kıtalar arası uçuş yapan biri ile yolculuğun nasıl geçtiğini konuşsanız, çoğu yolculukla ilgili keyifli ve neşeli anılarının ardından hızlı zaman değişimine ait olumsuzluklardan, hatta bunlara karşı ne yaptığından ve kendince bulduğu “jetlag” önleme yollarından söz etmeye başlar. Bilimsel olarak ‘jetlag’ insan vücudunun sirkadyen ritmi (*) denen alıştığı düzeninin bozulması olarak tanımlanmaktadır. Çok basit bir deyişle insan vücudu, bir günü 24 saat olarak yaşar. İnsanın tüm eylemleri 24 saat yani “1” gün içine yayılıdır. Bir günlük bu dilime yayılan insan faaliyetlerinin ve yaşananların bir ritm / bir düzenle geliştiği ve tekrarlandığı, ilk kez 1960 larda Prof.Franz Halberg tarafından ortaya atılmıştır. F.Halberg konu ile ilgili deneyini 7 gönüllünün 15 gün süreyle bir mağarada yaşaması sonucu aldığı bulgularla doğrulamıştı. Örneğin; tamamen karanlıkta beden ritmi serbest kalmakta ve sirkadyen ritim uzamaktadır. İlginçtir, karanlıkta 24 saatlik ritim , 24 saati aşarak, 25 saate taşmaktadır. İnsanların iç ritmi veya deviri (cycle), çeşitli bezlerin salgıları ile yakından ilgilidir. Bilindiği gibi hormonlar 100’e yakın aktiviteyi kontrol etmektedir. İnsanın uykudan uyandırılması ile oluşan vücuttaki ısı değişmeleri, eksilen akli faaliyetler, manipulasyon, uyumsuzluk gibi konular hormonların kontrolündedir. Buna ek olarak doğal ısı gibi veya karanlık gibi dış etkenler, fazla ve alışılmışın dışında yenen yemek karmaşık olan insan bedeninin saatini olumsuz etkiler. Yakın zamana kadar sık yolculuk yapanlar için, düzensizliğe neden olan “jetlag” bir olumsuzluk olarak kabul edilmiştir. Fakat yeni araştırmalar “jetlag” olayının ciddi fiziksel rahatsızlıklara yol aştığını göstermektedir. Olimpiyatlara katılan çok sağlıklı sporcular üzerinde kardiyovasküler ve fizyolojik fonksiyonlar açısından yapılan araştırmalarda, şaşırtıcı sonuçlar alınmıştır. Sporcuların normal düzenlerine dönmelerinin 1 haftayı geçtiği gözlenmiştir. Çünkü tansiyonları ve kalp atışları farklılaşmaktadır. Olumsuzluklara karşı dikkat edilecek diğer bir husus ise uzun bir uçuştan sonraki 2.3.4. ve 5. günler daha zorlu geçtiğidir. Yılda 50-100 uçuş yapan gibi birçok kişi ritim bozukluğunu önleyebilmek üzere uçuş planlarına 1 veya 2 gün eklemektedirler. Yine bilim adamlarına göre uzun uçuş pilotlarının diğer hastalık risklerini azaltmak için uçuş frekanslarını dengeli tutmak gerekmektedir. Sirkadeyn ritmin bozulması bağışıklığı da zayıflattığından, direniş oluşmaktadır. Vücut basit hastalıklara bile kolayca yakalanabilmektedir. Konsantrasyon da azalmaktadır. 4 yıl boyunca 8 saatin üzerinde uçuş yapan kabin ekiplerinde unutkanlık ve yavaş algılamalara rastlandığı görülmektedir. Yine araştırmalara göre 315 İngiliz ve Amerikalı yöneticinin %87’sinde uyku olumsuzluğu ve uyku rahatsızlığının yaş ile doğru orantılı olarak arttığı saptanmıştır. 50 yaşın üzerindeki kişiler olumsuzluklardan daha çok etkilenmektedir. Neler Yapılabilir? “Jetlag” çareleri hormonlarla ilgili araştırmalardan tavsiye ve telkinlere kadar telkinlere kadar çok geniş bir alan içinde anılmaktadır. Örneğin bazı bilim adamları melatoninin faydalı olacağını iddia etmektedir; ancak İngiltere’de melatonin bir ilaç içeriği olduğundan doktor tavsiyesi ile alınabilmektedir. Amerika’da ise kullanımı serbesttir; fakat Federal İlaç Kurumu (FDA) henüz jetlag için kullanılabilirliliği konusunda izin vermemiştir. İngilizce’de batıya doğru uçuş daha iyidir (flying west is best) gibi bir deyiş olmakla beraber bu konu sadece bir deyiştir. Bu deyiş batıya uçarken, göreceli olarak, gün kazanılması açısından psikolojik olumluluk taşımaktadır. Fakat unutmamalıdır ki, 150w’lık 2 ampulle elde edilecek gün ışığının altında oturmanın etkisiyle, aynı süre gün ışığında kalmak arasında fark vardır. İkisi de aydınlıktır ama gün ışığı yorucu yada olumsuz bir fizyolojik etki yapmazken, aynı güçteki elektrik kişiyi yorar. Kuşkusuz jetlag’dan kurtulmanın çaresi uyumaktır. Keşke uçuştan önce uyku depolanabilir olsa! Bazı sağlığına özenli kişiler uçuştan üç gün öncesinden başlayarak, erken yatmaya ve erken kalkmaya başlamakta ve böylece uçuşta daha kolay uyuyabileceğini düşünmektedirler. Pencere kenarına oturmak da uyumayı kolaylaştırmaktadır. Henüz daha uçağa binmeden, gidilecek yerin saat ayarını yapmak ise beyin hazırlığına yardımcı olmaktadır. Yoğun olarak yaşanan uykusuzluktan kaynaklanan “kırmızı göz” sendromunu ise daha ziyade, rölatif olarak zaman kaybedilen, doğu uçuşlarında olagelmektedir. Uçuş sırasındaki beslenme de dikkate alınması gereken hususlardandır. Jetlag, yemek ve alkol tüketimi ile yakından ilgilidir. Yemek sırasında sindirim sistemine yüklenildiğinden az ve dikkatli yemek; istekli olmaya rağmen, kırmızı şarabın güzelliğine, alkollü içki ikramına karşı durarak alkol almak yerine su içmek! Tüm deneyimler kuvvetli bir yemeğin uykuyu zorlaştırdığı ve jetlag’ı körüklediğini göstermektedir. Daha çok erkek yolcularda rastlanan bir özellik de jetlag gerçeklerinin göz ardı edilmesidir. Erkek ve kadın yolcuların jetlag olayına yaklaşımlarında ciddi boyutta fark bulunmaktadır. Erkek yolcular; jetlag’i umursamaz davranışlarla geçiştirmeye çalışmakta ve hatta inkar etmekte ve konuşmaktan bile kaçınmaktadırlar. Kadın yolcular; konuyu tartışmakta, kendi çözümlerini üretmeye çalışmaktadırlar. Henüz çok genel yaklaşımların ötesinde şimdilik, her yolcunun kendi uçuş planı içinde kendi bünyesinin ihtiyaçlarına göre, kendi planlamasını kendisinin yapması söz konusudur. Birçok havayolunun ciddi araştırmalar yapmakta olduğu bilinmektedir. Uyku ve uyanıklık dengesi insan vücudunun en önemli fonksiyonudur. Havayollarının görevlerinden biri de en azından bu konuyla yolcunun farkındalığını sağlamaktır. Alkollü içkilerin uykuyu kolaylaştırdığı görüşü uçuşlar için geçerli değildir; alkol kısa bir süre sızmayı, uyuklamayı kolaylaştırmakla beraber vücudun su kaybetmesini hızlandırdığından diğer hormon faaliyetlerini aksatmaktadır. (*) Vücutta 24 saat de bir tekrarlanan ritim. Özellikle hormonların çalışması bu ritme sahiptir. Büyüme hormonu geceleri salgılanır, çocuklarda ve uyku sırasında etkisi artar. Kaynak: Aircraft Interiors Jan.2001 s.90-93 |