BİRİ DUR DESİN

    UTED Dergimizin 200. gurur sayısını sizlere sunmaktan onur duyarken, pek çoğumuzun tatil havasına girdiği, dinlence ve eğlence planlarımızın çalışmaya başladığı bu güzel mevsimde sizlere huzur ve mutluluk diliyorum.

TEMMUZ 2008

  Köşemden sizlere seslenişimde genellikle iyi girizgâhlar yapmaya, pozitif duygular yaymaya özen göstermekteyim, fakat son zamanlarda yaşadığımız pek çok hadise nedeniyle bugün çok mutlu mesajlar veremiyorum.

Son iki-üç yıllık dönem içerisinde gencecik veya hayatının en güzel dönemlerindeki pek çok arkadaşımızı, ani ölümler sonucunda kaybettik. Çoğunun nedeni genelde ağır stresin yol açtığı hastalıklar idi ve bu rahatsızlıklar maalesef meslek hastalıklarımız haline geldi. Hâlihazırda bazı arkadaşlarımız ağır hastalıklarla boğuşurken, pek çoğumuz da kalp damar hastalıklarının pençesinde. Birçok meslektaşımızın henüz kendini göstermemiş, gizli hastalıkların eşiğinde olduğu da bir gerçek. Sıkça telaffuz edilen kanser, kalp krizi, tansiyon hastalıkları dışında ismi pek anılmayan mide ve sindirim sistemi problemleri ile, uyku bozuklukları, hormonal bozukluklar, depresyon, panik atak ve bağışıklık sistemi bozuklukları gibi rahatsızlıklar toplumumuzla kardeş hastalıklar haline geldi. Ani şoklarla hayata veda eden arkadaşlarımıza nazaran, daha şanslı olan kardeşlerimiz damarlarındaki stentlerle hayatlarını sürdürmekte, ayrıca yabana atılmayacak sayıda diyabetik arkadaşımız da mevcut. Yani özetlemeye çalışırsak, çoğumuz mesai saatleri içinde ve dışında, üst sınırları zorlayan tansiyon ve kan şekeri değerlerine sahip. Gergin sinirler, sıkıntılar, baş ağrıları, yanan gözler ve gözaltlarında derin karanlık çukurlar ile yaşamaktayız. Acı bir boyut ise çoğumuz patlamaya hazır bir bomba misali dolanırken, yaydığımız gerilim ile aile bireylerimizi de kötü yönde etkiliyoruz.

Peki, sayın dostlar bu durumda bireyler olarak biz ne yapıyoruz? Bir kısmımız mevzuya hassas yaklaşırken, büyük çoğunluğumuz “başa gelen çekilir” düşüncesiyle mesaiyi tamamlıyoruz. Kaybettiğimiz arkadaşlar için ise son görev anlamında, maddi destek ve çok ufak da olsa manevi destekte bulunuyoruz. Fakat bu kampanyalar maalesef ufak tesellilerden ileri gitmiyor. Ateş düştüğü yeri yakıyor ve geride kalanlar, bir müddet sonra yalnızlıklarıyla başbaşa kalıyorlar.

Bizim tarafta durum böyleyken sizler, sayın üst düzey yöneticiler, söz sahipleri, yetkililer sizler ne yapıyorsunuz?

Gönül rahatlığı ile yüz binler hatta milyon dolarlık faturaların altına çekinmeden imza atabilme yetkinizi kullanırken, yedek parça, takım alırken, tanıtım, reklam ve çeşitli organizasyonlar için büyük ödemelere “olur” verirken, dayandığınız gücün birazını çalışanın sağlığı yönünde sarf etseniz her şey daha farklı olabilir diye düşünüyorum. Bahsettiğim, kastettiğim “çalışanın sağlığı” ifadesi tabiî ki devletin ve kanunların zorunlu kıldığı mecburiyetler dışındaki bir şeyler.

Örneğin, özellikle personelin maruz kalacağı yüksekten düşme, elektrik çarpması, kalp krizi ve zehirlenmelerde, anında müdahale ve hayata döndürme/hayatta tutabilme/girişim imkânları neredeyse sıfır. Yaşadığımız birçok üzücü olayda gördük ki, THY Teknik’te bulunan hekimlik, göze hoş görünmesine rağmen ihtiyaca cevap verebilecek bir sağlık ünitesi yapısında değil. Hastaneye sevkte kullanılacak yaşam desteği donanımlı ambulansımız yok. Bu durumda tabiidir ki sağlık personeli de şartlara uyum sağlamış, ilaç yazar, istirahat veya işbaşı verir, hastaneye sevk eder, eve gönderir tanımlaması içine sıkışmış vaziyette çalışıyor. Tüm iyi niyetleriyle çalışmalarına inansak dahi, yetki ve etkilerini ve de birikimlerini, dar sınırlar içersinde kullanabiliyorlar. Bu kısıtlı imkânlardan hareketle de bazen kaza geçiren veya hastalanan arkadaşlarımız, çok kritik durumlardayken bile işbaşına, hastaneye veya istirahate sevk edilerek takipsiz-eşlik edilmeden adeta kaderlerine terk edilebiliyor.

Sayın yetkililer, ilgililer, arkadaşlar; amacım kimseyi suçlamak değil, ama bir şeyler çok kötü gidiyorsa yazmayı, hatırlatmayı görev addediyorum. Bir şeylere çözüm getirmek adına herkes üzerine düşeni yapmalıdır.

Geçtiğimiz hafta içerisinde pervasız ve terbiyesizce sarf edilen bir cümle ile başlayan tartışma sonucu çok değerli bir arkadaşımız işyerinde rahatsızlanarak hekimliğe müracaat etmiş, belli ki durumunun ciddiyeti kavranamadığından, küçük bir müdahaleyle normal görülerek işbaşına döndürülmüştür. Mesai bitiminden sonra hastaneye giden arkadaşımız Kalp krizi tanısı konulmasından sonra yapılan müdahalelerle, ölümün eşiğinden dönmüştür.

Bilinmelidir ki “Ben görevimi yapıyorum” diyerek başkalarının haklarını hiçe saymak, kendi egosunu tatmin için yetki kalkanları arkasına saklanarak yönettiği insanlara saldırıda bulunmak, kişinin ezikliğinden, komplekslerinden ve doymaz ihtirasından kaynaklanan tehlikeli bir ruh hali ve tedavi edilmesi gereken davranış bozukluğudur. Yıllardır kazandığı iş tecrübesi ile mesleğinin tepe noktasına gelmiş, hüsnüniyetle çalışan insanlara “aldığın parayı haketmiyorsun” demek, terbiye sınırlarını aşmak anlamına gelir. Bazı kişisel nedenlerle bu tip sözler sarf eden yöneticileri, daha saygılı ve ölçülü olmaya davet ederken, iş ahlakına da uygun davranışlar içinde olmalarını tavsiye ediyorum.

Bu vesileyle de sayın THY Teknik üst düzey yöneticilerini, bu yazımı bir ihbar olarak kabul edip, hataların giderilmesi ve hatalı kişilerin uyarılarak haklarında düzeltici işlem ve faaliyetlerin uygulanması için girişimlerde bulunmaya davet ediyorum.

Bu çeşit tatsız olayların bir daha tekrarlanmamasını umarken, hepinize az stresli, krizsiz, kavgasız, gürültüsüz sağlıklı günler diliyorum.

Nice sayılara, UTED Dergi, Nice yıllara UTED...

Tevfik KIRMACI

Başkan